| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
poem poetryHakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir nufüs huviyet cuzdanınaruto shippuden
1 "izzeddin şádan ve fethullah gülen 11 eylül perşembe tárihli taraf da ahmet altan" etiketi kullanan gönderi "izzeddin şádan ve fethullah gülen 11 eylül perşembe tárihli taraf da ahmet altan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
14
    

 

İzzeddin Şádan ve Fethullah Gülen  

 
 
11 Eylül Perşembe tárihli ‘Taraf’da Ahmet Altan, ‘asker millet’ olmakla pek övünmemize rağmen aslında çok kötü asker olduğumuzu, çünki
 
askerliğin ‘temel şartı’ olan disiplinden nasîbimizi hiç alamamış bulunduğumuza dikkati çekdi.
 
Tá Yeniçerilerden bu yana mütemádiyen darbe yapan bir ordunun ‘iyi’ olduğu söylenemezdi.
 
‘Yeniçerilerin zorbalıkları o kadar dayanılmaz hále geldi ki yeni bir ordu kurup eski ordunun bütün askerlerini kestik. Cumhuriyet tárihimiz
 
darbelerden muhtıralardan geçilmiyor. (./.) Kaç kişi Kıbrıs’ta dünyánın en küçük ordusu karşısında ne kadar zorlandığımızı biliyor?’
 
vs. şeklinde devám ediyor yazı. Tamámı son derece şáyán-ı dikkat olan bu metni indirip okumanızı tavsiye ederim ama benim meselem başka bir husus:

Türk Ordusu her zaman o kadar kötü ve isyancı mıydı, hep gırtlağına kadar politikaya bulanmış mıydı pek emin değilim. Muhtemelen iyi olduğu eski yüzyıllar da vardı ama son 250 yıllık yozlaşma prosedürü ile toplumun her yanını saran genel çürümeden o da payını aldı. Bilmiyorum, uzmanlar elbet birgün bunu da inceleyeceklerdir. Üniversitelerimiz kendi Kemalist yobazlıklarından arınıp gerçek bilim çalışmalarına yöneldikleri zaman muhtemelen...

Ama bu yazı beni onyıllar öncesine savuruverdi bir anda...

Babamın Dr. İzzeddin Şádan adlı çok samîmî bir arkadaşı vardı. Bázen öğle yemeğine gelir ikindiye kadar kalır, bázen ikidiyin uğrar akşamüzeri ayrılırdı. Gördüğüm ilk enfiye çeken insan oydu. O bembeyaz keten mendillerine nasıl burnunu sildiğine hep belirli bir ‘fascination’ ile bakardım, ádetá büyülenmişçesine...

Ama asıl büyülenmiş gibi Babamla sohbetlerine kulak verirdim. Çok gençdim o 1950 başlarında, ne dediğini her zaman tam olarak anlamazdım ama yine de sürükleyici şeyler anlatırdı. Babam ona ‘Deli Doktor’ derdi. ‘İnkıláb Nevrozu’ ana başlığı altında ve çoğu kez basın savcılarıyla başını beláya sokan metinler kaleme alırdı. Ona niçin ‘Deli Doktor’ diye hitáb etdiğini sorduğum zaman Babam şu cevábı vermişdi: ‘O bizim aramızda bir şakadır. İzzeddin Şádan çok álim adamdır. Freud Ekolü’nün (psikanalizin, Y.A.) Türkiye’deki en önemli temsilcisidir.’ Tabii sonra üstünkörü Freud’un kim olduğunu da anlatmışdı ama pek anlamamışdım.

Ahmet Altan’ın yazısı bana İzzeddin Şádan’ın bir teorisini anımsatdı. Ona göre Türklerin tárih boyunca pek çok muhárebeye girip son derece geniş arázîler üzerine yayılmış devletler kurmalarına sebeb cesáretleri değil korkaklıklarıydı. Zîrá Türkler bir bozkır kavmiydiler. Bozkırlar ise alabildiğine ve apaçık uzanan toprak parçalarıydı ve her türlü taarruza karşı savunmasızdı. İşte Türkler başkaları kendilerini ketempereye getirmesin endîşesiyle binlerce yıldır hep ‘baskın basanındır’ kuralını uygulamışlardı. Cengáverliklerinin ve fátih millet olmalarının sırrı burada yatıyordu.

Ben ‘Deli Doktor’un yalancısıyım...

Fethullah Gülen

Okullar açıldı açılıyor ya yine ‘modern ve de ziyádesiyle laik’ yurddaşlarımda bir teláş, bir teláş! Tarîkat okulları!!! Tarîkatlerin ne kadar tehlikeli, mendebur ve cenábet şeyler olduğunu sık sık, her konuda değerli fikirleriyle bizleri, askerî konular háriç her konuda irşád eden kumandanlarımız da be-tahsis vurguluyorlar. Ben şahsen tarîkat okullarının iyi mi yoksa kötü mü olduğu meselesinden önce başka bir şey öğrenmek isterdim:

Fethullah Gülen’in okulları birtakım ‘háináne emeller’e ulaşmak uğruna kurulmuş fesad yuvaları. Yáni tarîkatçilik kahrolasıca bir şey. Peki de Saint Benoît, Saint Joseph, Saint Georg, Sainte Pulcherie, Notre Dame de Sion gibi yüzer küsur yıldır bu memleketde ‘icrá-yı san’at’ eyleyen ve oğullarınızı, kızlarınızı kaydetdirmek uğruna nesillerdir her türlü şaklabanlığa katlandığınız okullar tarîkat okulu değil mi?

Ben ki çok kalender-meşrebáne bakmazsanız Müslüman bile sayılmam. Ne namaz kılarım ne oruç tutarım. Ama neden benim bile tepemi atdırarak riyákárlık ediyorsunuz? Tarîkat Hıristiyan tarîkati olunca iyi de sırf Müslüman tarîkati olunca mı kötü?

André Maurois (1885-1967) der ki ‘Le vingt et unième Siècle sera religieux ou il ne sera pas.’ (Yirmibirinci Yüzyıl ya dînî olacak ya da (hiç) olmayacak.)

Hoşumuza gitse de gitmese de durum böyle.