12 Eylül öncesinde derin suç örgütlenmelerinin işlediği birçok cinayet karanlıkta kaldı
Havuzuna herkesin su taşıdığı darbe...
12 Eylül öncesinde ‘derin’ suç örgütlenmelerinin işlediği birçok cinayet karanlıkta kaldı.
12 Eylül öncesi soruşturmalarda, gerçeği ortaya çıkarmayı değil failin mensup olduğu grubu tespit etmeyi amaçlayan bir anlayışla hareket edildiği için bugün karşımızda Ergenekon kördüğümü var...
Türkiye kamuoyu aylardır soruşturmasıyla haftalardır da davasıyla meşgul Ergenekon’un. Savcılığın hazırladığı iddianamede anılan olaylar, dava dosyasında yer alan belgeler ilk bakışta ortaya yeni çıkmış bir suç örgütlenmesinin varlığına işaret ediyor gibi görünebilir. Ama fazla derine inmeksizin sadece dikkatle bakıldığında görünen o ki, ortaya çıkan tablo, 12 Eylül öncesinin mirası. Neydi o yapılanma ve ne yaptı deseniz cevabı sır değil. Sözünü ettiğim; temelde CIA tarafından yönlendirilen, ana unsurunu bir grup MİT ve emniyet istihbarat personeliyle silahlı kuvvetler bünyesinden seçilmiş sınırlı sayıda subayın oluşturduğu, silahlı kuvvetleri darbe kararı almaya zorlayıcı eylemler planlayıp gerçekleştirme amaçlı faaliyettir. Sadece bu grup yoktur o dönemde elbette. Orduda, poliste ve MİT’te bunun tam aksine anti-Amerikan bir örgütlenme de mevcuttur. ABD’nin Türkiye’ye ambargo uyguladığı, Ankara’nın ABD üslerine el koyma kararı aldığı günlerde soğuyan ve istihbarat örgütlerine de yansıyan ilişki kopukluğu ortamında CIA adına faaliyette bulunduğunu tespit ettiği MİT İstihbarat Daire Başkan Yarımcısı Kurmay Albay Sabahattin Savaşman’ı yakalayan bu yapıdır. Gücünü mevkiinden alan sıradan personel değildir seçilen kişiler. Hepsi operasyon deneyimi olan, yetkiyle donatılmış kişilerdir. Örneğin; 12 Eylül’ü davet eden önemli hadiseler arasında yer alan 7 TİP’li gencin öldürüldüğü olay sonrası eylemi planladığı şüphesiyle Ankara’da Necatibey Caddesi’ndeki Çankaya Emniyet Amirliği’nde gözaltına alınan Abdullah Çatlı’ya emniyette ifadesi alınırken ulaşıp sorguya müdahale edebilen; onu, yakalama tutanağını ve sorgu evrakını alıp binadan çıkabilecek kişilerin olması gereken konum neyse o konumdadırlar.
Çerçeve
Orgeneral Haydar Saltık yazmalı...
İmparatorluğun son asrında ve milli mücadele döneminde görev almış komutanların önemli bir kısmı hem hatıratlarını yayınladılar, hem de ilgili oldukları konularda gerek yaptıkları araştırmaları gerekse düşüncelerini yazdılar... Milli Mücadele’nin yerel liderlerinin hatta ihanetle suçlanan isimlerinin dahi hatıratı, evrakı vardır... Cumhuriyet tarihi çalışmalarının en önemli kaynakları bunlardır... Ancak daha sonra yetişen komutan kuşağı farklı bir tavır benimsedi... 1960 ihtilali sırasında genelkurmay başkanı olan ve darbeci subaylar tarafından tutuklanıp rütbesi erliğe indirilen Rüştü Erdelhun 1983’te vefat etti... En sık görüştüğü rahmetli Rıfkı Salim Burçak vasıtasıyla birkaç kez hatıratını yazmayı düşünüp düşünmediğini sormuştum... Haksızlığa uğramış, bünyesinden çıktığı silahlı kuvvetlerin zulüm derecesine varan eziyetine muhatap olmuştu ama yazmadı... Keza 12 Mart muhtırasının ve dönemin önemli hadiselerinin kilit ismi Org. Memduh Tağmaç, 12 Eylül sonrası sivil idareye geçiş döneminin kritik olaylarının başlıca aktörlerinden Org. Necdet Üruğ, Org. Necip Torumtay, Org. Çevik Bir de ellerine kalem almadılar... 27 Mayısçı subaylar, Talat Aydemir ya da Org. Muhsin Batur gibi isimlerin yazdıkları ise ya düşünce olarak yakın oldukları ama karşı tavır almak durumunda kaldıkları muhite sunulmuş mazeret dilekçesi, ya da hayallerinin yansıdığı belge niteliğinden öteye geçmedi... Örneğin Talat Aydemir’in hatıratından ziyade savcılık ve mahkemedeki ifadeleri önemlidir... Bu konuda bildiğim tek istisna 12 Eylül’ün lideri Kenan Evren’dir... Hatıratı hem ciddi hem de bir dönemin ibret vesikasıdır... 12 Eylül ihtilaline karar veren kadro belli, ancak müdahalenin planlamasını yapan ve süreci yönlendiren kişi darbe öncesi Ege Ordu Komutanlığı’na tayin edilmekle birlikte MGK ve Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliği’ni üstlenen Org. Haydar Saltık’tı... 1985’te emekliye ayrıldıktan sonra Zurih’e büyükelçi olarak atanan Saltık Paşa köşesine çekildikten sonra ne ihtilalle ne de planlanmasında ve gayrı resmi görevlilerin belirlenmesinde dahli olduğu söylenen bazı yurt dışı örtülü faaliyetler konusunda konuşmadı... Evren paşa’yla da ilişkisi koptu... Ama gelecekte bu dönemin tarihini yazacak kişilere, MİT Bölge Başkanı Nuri Gündeş’in yardımcısı ‘Mete Bey’ kod adlı, MİT personelinin ‘Mete Aktaral’ diye tanıdığı ve deşifre olmamak için Veli Özpınar adına düzenlenmiş pasaportla yurt dışına çıkıp yanına giden Metin Günyol gibi kişilerin faaliyetleriyle ilgili Saltık Paşa’nın söyleyecekleri olmalı diye düşünüyorum...