| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
poem poetryHakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir nufüs huviyet cuzdanınaruto shippuden
1 "can yücel’den ben ve bizimkiler" etiketi kullanan gönderi "can yücel’den ben ve bizimkiler" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
14
    
Alemeyn | 14 Eylül 2008 09:48 | 0 fav | etiket:  

 

Can Yücel’den Ben ve Bizimkiler

Pakize Barışta - 14.09.2008
 

KIYI

 

Pakize Barışta

 

 

Şair kendi toprağında kaybolmazmış.


Şiir evrene yayılırken, yaşanan her şeye ve herkese dokunurken, yani milyarlarca insanın dermanı olurken, şair de kendi toprağıyla çok daha fazla bütünleşerek her şiirinde yeni bir uygarlık doğurur.


Her şiir, bir uygarlık parçası değil, bizatihi bütünüyle bir uygarlıktır zira.


Şiirsel uygarlıklar da toprağın derinliklerinden fışkırır.


Şiir, yücelendir; yücelen tek şeydir gerçek anlamda.


Can Yücel’in şiir tarifi şöyledir:


“Şair!.. Sen hayatında, şiirin öfke olduğunu düşündün mü hiç?”


Şiir bir öfkedir!


Şairin bu tanımı, şiirin idealizasyon ezberini –tabii ki negatif anlamda- bozan bir salvodur, bir yerleştirmedir. Yumuşatılmış ve gevşetilmiş olan şiirselliğe karşı yapılan bir şair taaruzudur.


“Öfke yürütüldüğü an, aslında bir gerilladır (ve gerilla da tek başına yapılmıştır ve şiir dediğimiz tek başına yürütülmüş bir öfke, bir gerilladır).”


Şiir öfkeyse, tek başına bir kalkışma ise, şaire göre bir gerilla ise şayet, şair de siyaseten hapsi boylar.


Şairin hapisliği, şairi neden uzaklaştıracaktır ki? Şiir, hapiste de yazılır neticede!


Şairi mahkum eden ve hapse atan irade, binlerce yıldır bu aymazlığından bir türlü vazgeçmez. Hangi şair hapse girip çıktıktan sonra şiirini değiştirmiştir ki?


Can Yücel.. bu öfkeli şair, atıldığı damda müddetini doldururken, aşkını da öfkelendirip, şiirini patlatıyor:


“10 Nisanda yazdığın,


 12 Nisanda postaya attığın,


 17 Nisanda da benim elime geçen


 Mektubuna sitemimdir.


Kavlimiz öyle değil miydi, hayatım? / Nisanın 20’sinde burda olacaktın!.. / Hayaliyle yaşıyorum günlerdir / Tel örgüler ardındaki hayalinin: /  Dayanıklı tazedir gerçi ama, / Kırılır gibi oldu hani / Çalakalem yazılmış mektubunu alınca. / Çocuk Bayramı’ından sonra geleyim / Nisanın 26’sında orda olurum, diyorsun... / Bunun anlatmaya üşendiğin bir nedeni var elbette! / Çünkü durduğu yerde beni / –Üstelik, bu güç durduğum yerde, / Öksüz balığı gibi livarda / Çarpına çarpına-  bekletecek değilsin a!.. / Hem ne kaldı, canım, şunun şurasında / Nisanın 26’sına!..”


Şairin Kırkyedi adlı bu şiirini yazmasına vesile olan –ve aslında hiçbir şeyi önleyemeyen- o iradesiz irade değil mi?


Mahpusluk, şairin ne şiirini ne toprağını yok edebilir.


Can Yücel’in şiirlerinden derlenen ve yeni yayınlanan Ben ve Bizimkiler adlı tematik şiir kitabı, şairin toprağının özel çiçekleri, özel kokuları ve özel renkleri için terennüm ettikleriyle dolu.


Ben ve Bizimkiler, bir şairin kendisini büyük bir tevazu içinde sıradanlaştırmaya çalışan, kendinin olanları ise yine aynı tevazu içinde yücelten, arızalı durumlara da nefis küfürname zerrecikleri gönderen bir sürü şiirle dolu.


Ben ve Bizimkiler‘de şairin kendisiyle ilgili bir RH Negatif bölümü, can yoldaşı Güler Yücel’le ilgili bir bölüm, Yeni Hasan ile Güzel’e ve Su’ya ayrılmış bir bölüm, ayrıca torunlar için bir bölüm, son olarak da; anne, baba, nine ve dede için yazılmış şiirler bölümü mevcut.


Kitapta bir de Sözcükler Ekmeğin Lokmaları Gibi başlıklı Fikret İlkiz imzalı son derece duyarlı bir girizgâh yazısı var.


Bu girizgahta şair-şiir-hapishane-zaman (mecburi zaman) ilişkileriyle ilgili bir Müddetname  var ki, insana edebiyatla, özellikle şiirle ilgili yeni algı ufukları açıyor.


Can Yücel’in Ben ve Bizimkiler kitabında bir öz geçmişi, şairin sadece dört mısra içinde kendini açıkladığı ÖZGEÇMİŞİM adlı şiiriyle sanki bir şifreyi çözer gibi okuyor insan.


“ÖZGEÇMİŞİM


Ben ömrümce muhalif yaşadım.


Devletçe de menfi bir TİP sayıldım


Onun için kan grubum


RH NEGATİF”


Can Yücel’in şiiri, bu coğrafyanın damıtılmış bir şiiridir bana göre.


Bu şiirde bu toprağın kokusu, bu toprağın öfkesi ve aşkı var.


Ben ve Bizimkiler‘de, bir şairin hayatına bulanmış şiirine mesnet olmuş hayatı var.


Bir de bana göre dünyanın en saf vasiyeti var:


“Beni kuzum Datça’ya gömün / Geçin Ankara’yı İstanbul’u! / Oralar ağzına kadar dolu / Alabildiğine de pahalı, / Örneğin Zincirlikuyu’da / Bir mezar 750 milyona, / Burası nispeten ucuzluk / Ortada kalma tehlikesi de yok / Hayırdua da istemez, / Dediğim gibi beni Datça’ya gömün / Şu deniz gören mezarlığın orda, / Define diye deşerlerse ama, karışmam ona!”


Neyzen Tevfik’ten sonra en güzel ve yerinde küfreden Can Yücel’in anısına...


 


(Ben ve Bizimkiler, Can Yücel, Doğan Kitap, 158 sayfa)