| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
poem poetryHakiki yoksul bir iki Hurma ve bir iki Lokma alıb kapıdan dönen değil, iffet'inden 
 dolayı istemekden sakınan kimsedir nufüs huviyet cuzdanınaruto shippuden
1 "ayranı yok içmeye" etiketi kullanan gönderi "ayranı yok içmeye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
14
    

 

Çetin AltanŞeytanın gör dediği

“Ayranı yok içmeye, tahtrevan ile gider def’i hacet etmeye”

Borazan Tevfik’e:  - Siyasal durumu, dediler; nasıl görüyorsun?
Borazan Tevfik, yellentisiyle bir “Ti borusu” sesi çıkardıktan sonra:
- Tıpkı, dedi; I.Dünya Savaşı’nda oğlu askere alındığı için, yana yakıla ağlayıp duran Kerküklü bir kadıncağızı, yatıştırmaya çalışan mahalle imamının tesellisi gibi...
* * *
Ve başladı, mahalle imamının oğlu askere alınan kadıncağızı nasıl teselli etmeye çalıştığını anlatmaya:
- Hanım hanım, ayılıp bayılmaya hiç gerek yok. Henüz hiçbir şey belli değil. Oğlunun nereye sevk edileceğini bile bilmiyorsun. Şöyle bir düşün, 2 olasılık var; ya cepheye gönderecekler, ya geri hizmetlerinde kullanacaklar. Geri hizmetlerinde kalırsa üzülmeye gerek yok, hiçbir tehlike yaşamayacak. Cepheye gönderilirse 2 olasılık var; ya hücuma kalkılacak, ya sakin beklenecek. Sakin bir bekleyiş başladığında, sorun yok. Şayet hücuma kalkılırsa 2 olasılık var; ya oğlun yaralanacak, yahut yaralanmayacak. Şayet yaralanmazsa, kahrolmaya gerek yok. Kazara yaralanırsa 2 olasılık var; ya yarası ağır, ya da hafif olacak. Hafif olursa, izinli olarak eve dönecek ve sanki hiç askere gitmemiş gibi, yine yanında yaşayacak. Şayet yarası ağır olursa 2 olasılık var; ya iyileşecek, ya iyileşmeyecek. İyileşirse, hiç yaralanmamış gibi olacak, bir madalya alacak ve sivil hayata dönecek. İyileşmezse 2 olasılık var; ya ölecek, ya ölmeyecek. Ölmezse, büyük mutluluk. Ölürse 2 olasılık var; ya cennete, ya cehenneme gidecek. Cennete giderse, niye üzüleceksin ki; başka ne istenebilir ki? Şayet gidemezse, üzülmeye değmez yine. Öylesine rezilane bir hayat sürmüş bir piç için, ne diye kendini harap edeceksin ki; ben de zaten kendisine sık sık söylüyordum:
“-Böyle kepazece yaşarsan, sonunda cehennemi boylarsın, diye.
* * *
Borazan Tevfik’in, siyasal durumu nasıl gördüğü örneklemesi bitmişti.
Kendisini dinleyenler:
- Anladık, dediler. Ya AB üyesi olunacak, ya olunamayacak. Olunursa sorun yok. Olunamazsa 2 olasılık var; ya kutuplaşmalar yoğunlaştıkça yoğunlaşacak, ya ekonomik bir kriz, yeni göç dalgaları yaratacak...
* * *
Borazan Tevfik:
- Bu minval üstüne, olumlu ve olumsuz olasılıkları karşılaştırarak, dilediğiniz gibi değerlendirebilirsiniz durumu, dedi.
Ve yellentisiyle bu kez de, “kalk” yani “uyan” borusunu çaldı; sonra da çekip gitti.
* * *
Çocuk evde, fizikteki “dansite” yasasını öğrenmeye çalışıyordu.
Banyoda küveti doldurup içine girmiş olan babasına bağırdı:
- Babaaa, herhangi bir şey, bir madde, bir cisim suya girdiğinde ne oluyor?
Babası:
- Genellikle, dedi; salondaki telefon çalıyor.
* * *
Tıpkı bir devlet örgütlenmesinin de, “hukukun evrensel temel ilkeleri” üstüne oturtulmadığı zaman, bir karmanyola bataklığına yuvarlanıldığında çalan ziller gibi.
Sadece o ziller; telefon zili değil, boğuluyorsunuz zili.
* * *
Günde kimbilir kaç yüz dava birden açılıyor mahkemelerde.
Bu da bir yargı fıkrası:
Karısını boğarak öldürmekle suçlanan bir sanık, kendini savunuyordu:
- Sayın yargıç, vallahi de, billahi de, tallahi de karımı ben boğarak öldürmedim. Kendisi heyecandan öldü gırtlağını tuttuğum zaman.
* * *
Bu da yine Av. Taner Aktop’tan bir fıkra:
3 yaşlı bey, oturmuşlar dertleşiyorlarmış.
Biri:
- Ben, diyormuş; artık her şeyi unutmaya başladım. Bazen bir merdivenin ortasında duruyor ve düşünmeye başlıyorum; acaba iniyor muydum, yoksa çıkıyor muydum, diye...
* * *
İkincisi:
- Hiç sorma birader, diyormuş; ben de aynadaki gölgemi, çoktandır görmediğim bir dost zannedip kendisine sarılmaya kalkmayayım mı?
* * *
Üçüncüsü:
- Sizin durumunuza üzüldüm doğrusu, demiş; çok şükür bende henüz böyle bir unutkanlık başlamadı, Tanrı nazardan saklasın.
Ve parmağının tersiyle, yanındaki masayı birkaç kez tık-tık’lamış.
Sonra da kapıya doğru seslenmiş:
- Evet, giriniz lütfen...
* * *
Ankara da, AB üyeliğiyle ilgili reformları unuttu mu, unutmadı mı?
Gerçi kendisi çalmıştı AB’nin kapısını ama, şimdi o kapı vuruşu tık-tık’larını; nazar değmesin diye, parmağın tersiyle tahtaya vuruş tık-tık’ları olarak değerlendiriyor.
* * *
Çinli şair Su Tung P’o’dan, Can Yücel’in çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı.

Oğlunun doğumu dolayısıyla

Ana baba çocuğu doğduğu zaman,
Akıllı olsun ister.
Oysa akıllı olduğum için değil mi,
Başıma gelen bunca bela?
Ondan işte bütün dileğim,
Budalanın biri olsun çocuğum.
Ömrü boyu rahat eder, en azından
Müdür olur, nazır olur.