Hurma (Phoenix dactylifera), palmiyegiller (Arecaceae) familyasından dekoratif yapraklı bir palmiye türüdür. Diğer palmiyeler gibi tropikal ve ılıman yerlerde yetişir. Kazık ve saçak kök yapısına sahiptir. Gövde grimsi kahverenginde pürüzlüdür. Genç iken pullar yeşil renkte olgunlaşınca zamanla açılır ve dökülür. Yaprakları yeşildir. Sık sık yaprak ucu sararmaları görülür. Çiçeği vardır ancak, iklim uygunsa ve dışarıda toprağa ekilirse çiçek açar. insan vücudunun istediği bütün vitaminler hurmada bulunur.
Kurân Kurân-ı Kerim’de adı geçen bitkiler
Kurân-ı Kerim’de adı geçen birçok bitki bulunmaktadır. Hekimler ve bilimadamları yıllardır, bu bitkilerin bazılarının şifalı yönleri üzerine araştırma yapmaktadır.
Arapça"da nebat-ât, bitki-ler anlamında bir kelimedir.
İnsan da bir yönüyle nebati bir varlıktır. Zira;
hastalığı sebebiyle komaya girmiş bir insana
“artık bitkisel hayat yaşıyor”
denilmesi bunu tescil etmektedir.
Bitkiler, solunum yapan toprağa bağlı sabit bir hayvandır. Her bitkinin kendine mahsus bir özelliği vardır. Kainatın, her an olan açık eczanesine yerleştirilmiş, her bitki mutlaka bir derde devadır. Önemli olan bunu hekimlerin piri Lokman Hekim gibi keşfedebilmektir. Dünya eczacılık otoriteleri, artık tablet ve şerbetten vazgeçip, hangi hastalığa karşı hangi bitki türünün şifa olacağını araştırmaya yönelmiştir. Hekimler bile sun"i ilaçların içindeki sentetik katkı maddelerinin hücre dokularına zarar verdiğini açık olarak ifade etmektedir.
İbn-i Haldun, Mukaddime"sinde iklim ve bitki örtüsünün insan üzerinde önemli bir etken olduğunu belirtmiştir. Ona göre Cenab-ı Hak, dağına göre kış yaratmıştır. Öyleyse sağlıklı yaşamayı isteyen her insan, bulunduğu coğrafyada, yaşadığı iklimle üretilebilen sebze ve meyvelerle beslenmelidir.
Kur'an-ı Kerim'de “Bitkilerin her birinde düşünen bir insan ve toplum için ibretler vardır.” (Şuara / 7-9) denilmektedir.
İşte Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bitkiler:
1- Üzüm:
"Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın." (İsra sûresi /91)
“Üzümler , yoncalar” (Abese Sûresi / 28)
2- İncir:
"Andolsun İncire ve zeytine” (Tin sûresi / 1)
3- Kiraz ağacı:
“Ama onlar (Bizden) yüz çevirip uzaklaştılar ve bu yüzden setlerini/barajlarını yıkıp geçen, sahip oldukları (son derece verimli) iki bahçeyi sadece acı-dikenli çalı, ılgın ve birkaç tane (yabani) kiraz ağacından ibaret (virane) bir bahçeye çeviren bir sel (Arimi) gönderdik.” (Sebe sûresi / 16)
“Düzgün kiraz ağacı” (Vâkıa sûresi / 28)
4- Reyhan:
“Yapraklı daneler ve hoş kokulu reyhan vardır” (Rahman sûresi / 12)
“Ona rahatlık, güzel kokulu reyhan ve Naîm cenneti vardır” (Vâkıa sûresi / 89)
5- Soğan:
'Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.” (Bakara sûresi / 61)
6- Zeytin:
“Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.” (En"am sûresi / 99)
“Andolsun İncire ve zeytine” (Tin sûresi / 1)
7- Sarımsak:
“Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.” (Bakara sûresi / 61)
8- Hurma:
“(Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.” (Nahl sûresi / 11)
“iz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.” (Yasin sûresi / 34)
9- Nar:
“Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En"an sûresi / 141)
10- Taze hurma:
"Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün." (Meryem sûresi / 25)
11- Muz:
“Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları” (Vâkıa sûresi / 29)
12- Mercimek:
13- Acur:
14- Kabak:
“Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.” (Sâffât sûresi / 146)
15- Hardal:
“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” (Enbiyâ sûresi / 47)
“(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Lokman sûresi / 16)
16- Zencefil:
“Orada, karışımı zencefil olan bir kâseden içirirler.” (İnsan sûresi / 17)
17- Başak:
“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.” (Bakara sûresi / 161)
“Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız.” (Yusuf sûresi / 47)
18- Ilgın:
geleceğin 10 mesleği tekrar tekrar dinleceksiniz
SÖĞÜT - Hakan Der bildiriyor
- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
''Bu asır birlik asrıdır. Küreselleşme tek bir dünya, tek bir aile diyerek bütün insanlığı aynı kültür altında birleştirmeye çalışırken kendi içimizde birbirimize düşmek asla ve asla bize yakışmaz.
Farklılıklarımız daima bizim zenginliğimiz olacaktır"
dedi.
727. Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri çerçevesinde düzenlenen törende Türkiye'nin bugün büyük bir dinamizme ve enerjiye sahip olduğunu vurgulayan Gül,
"Bu enerjiyi birbirimizle kavga ederek harcama yerine, dünya şekillenirken dışarıya yöneltmek önümüzü açacaktır. Enerjimizi ne kadar çok kendi aramızda boşa harcarsak o kadar çok daha sonra telafisi mümkün olmayan çıkarlarımızdan fedakarlık etmiş olacağız. Onun için ne yapıp yapıp bundan 700-800 yıl önce olduğu gibi, atalarımızın yaptığı gibi, enerjimizi dışa doğru yöneltmemiz gerekir" diye konuştu.
Gül, ''Bugün fetihler iktisatta, bilimde, sanatta, hukukta ve demokraside gösterdiğimiz başarılarla, insan hak ve hukukuna gösterdiğimiz değerle ölçülmektedir. Türkiye'nin bütün enerjisini, Aziz Atatürk'ün söylediği muasır medeniyetlerin üstüne yetişmek için seferber etme zamanıdır''
Sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının hem ülke içerisinde hem de komşu ülkelerle yeniden sağlanması yönündeki inancını dile getiren Cumhurbaşkanı Gül, ''Düşmanlıklarla, kin ve garez haberleriyle çevrili, kapana kısılmış bir Türkiye yerine tam tersine inisiyatifi eline alan sadece içini değil, çevresini de kollayan ve gözeten büyük bir devlet olduğumuzun farkına varmalıyız'' diye konuştu. PARTİ LİDERLERİ DE SÖĞÜT'TE
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu da etkinliğe katıldı. Baykal, törende yaptığı konuşmada, "Osmanlı İmparatorluğu'nun kazandırdıkları ve yüklediği manevi sorumlulukları değişen dünya şartları içinde ayakta tutmaya, varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz" dedi. Said Yazıcıoğlu ise konuşmasında, içeride birlik ve beraberliği koruyabildiği sürece Türkiye'nin aşamayacağı hiçbir engel olmadığını vurguladı. Bahçeli de ''Ahlak, inanç ve merhamet, adalet, akıl ve ülkü, kardeşlik dayanışma ve cesaret, bize yine muhteşem günleri mutlaka getirecektir" diye konuştu. Sezer konuşmasında, ''Bizi kutuplara ayırmaya çalışanlara karşı biriz ve bütünüz''ifadesini kullandı. Muhsin Yazıcıoğlu ise ''Önce ülkemizi terörden arındırmalı, birlikte kalkınmayı sağlamalı, korkularımızı yenerek ileriye doğru dev bir adım atmayı başarmalıyız'' dedi.
İSTANBUL -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidara gelmeden önce ülkenin varlıklarının bir bir peşkeş çekildiğini, bankalarının boşaltıldığını, hazinesinin hortumculara aktığını ifade ederek,
''Biz Türkiye'de yönetimi büyük bir bataklığa yuvarlanırken devraldık''
Erdoğan, AK Parti Şişli İlçe Teşkilatı'nın Grand Cevahir Kongre Merkezi'nde düzenlenen 3. Olağan İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AK Parti hükümetlerinden önceki kötü duruma düşmesinin önemli bir nedeninin de siyaset olduğunu ifade etti.
Başbakan Erdoğan,
''Siyaseti baskı altına alanlar, siyasi kötürüm hale getirenler er meydanını boşaltmışlardır. Diledikleri gibi cirit atıyorlardı. Bu ülkenin varlıkları bir bir peşkeş çekiliyordu. Bu ülkenin bankaları bir bir boşaltılıyordu. Bu ülkenin hazinesi hortumculara akıyordu'' diye konuştu.
CHP'li yönetim sırasında İstanbul'un durumundan da söz eden Erdoğan, ''CHP'nin İstanbul'u ne hale getirdiğini, İstanbul'u CHP'nin İSKİ çukurundan bizler nasıl çıkarttık onu çok iyi bilirsiniz. Biz Türkiye'de yönetimi büyük bir bataklığa yuvarlanırken devraldık. Kimden, DSP'den, MHP'den, ANAP'tan aldık. Şimdi bakıyorum da zaman zaman bu MHP, bu DSP, bunlar da çıkıp konuşuyor.
Sizin cemaziyelevvelinizi biliyoruz. Biz iktidarı devraldığımızda 3,5 sene tahammül edebildiniz. Ondan sonra bırakıp gittiniz. Niye bıraktınız ya?Niye? Mecal yok mecal'' dedi. HIZLI BÜYÜME İŞ KAZALARINI DA ARTIRDI
Tuzla'da Sedef Tersanesi'nde üretilen ''M V İbrahim Dede'' adlı konteyner gemisinin denize indirilmesi törenine katılan Başbakan Erdoğan törende yaptığı konuşmada, dünyada gemi ile yük taşımacılığının giderek daha çok tercih edilen bir yöntem olmasının sürekli yeni gemi ihtiyacı doğurduğunu belirtti.
Gemi siparişlerindeki büyük artışın tersane sayısını da hızla çoğalttığını anlatan Erdoğan, bu artışa paralel olarak üretim kapasitesinin 550 DWT'dan 2 milyon DWT'ye çıktığını vurgulayarak, ''2013 yılında bu rakam 8.6 milyon tona ulaşacak, hedefimiz bu'' dedi.
Bu sürecin bir başka etkisinin de istihdamda yaşandığının altını çizen Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Hamdolsun şu anda 2002 itibariyle 5 bin kişinin çalıştığı özel sektöre ait gemi inşa sanayi kuruluşlarında bugün 35 bin kişi çalışıyor. Bu hızlı büyüme iş kazalarında artışı da tabii ki beraberinde getirdi. Denizcilik Müsteşarlığımız ve Savunma Bakanlığımız ve diğer taraftan sektör el ele vererek bu sorunu çözmek yönünde önemli adımlar atmaktadır. Demin Metin kardeşim (Kalkavan) hüzünlü bir konuşma yaptı. Halbuki duygusal, hüzünlü olmayacağız. Niye? Atalarımızın güzel bir lafı var; 'Benim abdestimden şüphem yok ki, namazımdan şüphem olsun'. Yaptığım işi ben eğer inanarak yapıyorsam, doğru yapıyorsam 'Yola emin adımlarla devam edin' deriz. Bu sektör büyüyor mu kardeşim, büyüyor. Buna ihtiyaç var mı kardeşim, var. Türkiye'de bu kadar işsiz insan var mı? Var. 5 binden 35 bine çıkıyor. Diğer taraftan 'işsizlik, işsizlik' diyeceksin. Öte yandan iş temin edildiğinde de 'Niçin bu yanlışlar var?' diyeceksin. Eksikler hatalar vardır, doğrudur ama bunları beraber düzeltmenin gayreti içinde olacağız. Hemen kelle istemenin gayreti içine girmek şaşılacak bir şey. Yarın beni tabii medya topa tutar bunu da biliyorum ha. Hele bu son zamanlarda benle araları çok iyi. Şimdi bundan da topa tutarlar 'Niye sen tersanecileri savundun?' diye. Hayır, ben ülkemde bir sektörü savunuyorum ve bu sektörün de faydasına inanıyorum.''
LEFKOŞA -
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türk ve Rum gençlere, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için çalışacakları sözünü vererek, bunun için destek istediler.
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Hristofyas, bazı Türk ve Rum siyasi partilerin gençlik örgütlerinin Slovakya Büyükelçiliği himayesinde ve BM desteğiyle "Uluslararası Barış Günü" çerçevesinde, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel'in bahçesinde bu akşam düzenlediği "Barış İçin Ortak Şarkılar" etkinliğinde buluştu.
Cumhurbaşkanı Talat, çözümün en kısa zamanda gelmesi için çok çalışılması gerektiğine dikkatİ çekerek, "Bunu yapmak hepinize sözüm ve taahhüdümdür" dedi.
Adada barış ve bir anlaşma olmamasından dolayı bir çok neslin acı çektiğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "gençlerin, barış içinde birleşmiş bir ülke, federal bir ülke görmek istediklerini, bunu sağlamanın Hristofyas'la kendisinin ortak amaçları olduğunu ve bunu başarmayı taahhüt ettiklerini" kaydetti.
Rum lider Hristofyas da "Talat ile ihtiyaç duyduğumuz ortak dili bulmak ve BM yardımlarıyla da Ada'yı yeniden birleştirmek için elimden geleni yapacağım taahhüdümü yineliyorum" diye konuştu.
Geçmişte, Ledra Palace'taki görüşmelerde, ortak vatana
barış getirmek için bir çok arkadaşıyla bir çok manifesto
hazırladıklarını belirten Rum lider, şöyle konuştu:
"Mehmet Ali benimle aynı fikir de mi bilmiyorum, ümidim bu etkinlikleri askersizleştirilmiş birleşik Kıbrıs federal devletinde kutlamak. Bir diyalog başlattık, ciddi bir diyalog.
BM personelini, barış içindeki adamızın, üniformasız ziyaretçileri olarak karşılamak için çabalarımızı birleştirmek zorundayız. Bu bizim Kıbrıs'ın genç insanlarına sözümüzdür. Çok yaşasın barış, bu adaya barışı ve sosyal adaleti getirelim, her iki toplumun da acı çekmiş insanları ancak özellikle gençleri için bunu yapalım."
Bandırma Kaymakamı Salih Keser, Bandırma Limanı'ndan ayrıldıktan kısa süre sonra batan İstanbul Lines isimli Ro-Ro gemisinde 150'ye yakın yolcu olduğunun söylendiğini, mürettebatın tamamının kurtulduğunu, ancak yolcularla ilgili henüz bilgi ulaşmadığını bildirdi.
15.09.2008 - 00:36:00
BALIKESİR -
Bandırma'dan İstanbul'a araç taşıyan bir ro-ro gemisinin Bandırma Limanı'ndan ayrıldıktan kısa süre sonra battığı bildirildi. Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir ro-ro gemisinin Bandırma'dan ayrıldıktan sonra battığı belirtti.
Gemideki bazı yolcuların kurtarıldığını kaydeden Hatipoğlu, gemi içinde halen yolcular bulunduğunu söyledi.
Hatipoğlu, Balıkesir'den sivil savunma ekipleri ile dalgıçların olay yerine sevkedildiğini ifade etti.
Bandırma Kaymakamı Salih Keser ise yaptığı açıklamada, Bandırma Limanı'ndan ayrıldıktan kısa süre sonra batan İstanbul Lines isimli Ro-Ro gemisinde 150'ye yakın yolcu olduğunun söylendiğini, mürettebatın tamamının kurtulduğunu, ancak yolcularla ilgili henüz bilgi ulaşmadığını bildirdi.
Keser, geminin kaptanı Mithat Altın'ın verdiği bilgiye göre gemide 150'ye yakın yolcu bulunduğunu kaydetti.
Altın'ın, geminin, ''yük kaymasından batmış olabileceğini''
aktardığını bildiren Keser, kaptanın beyanına göre gemide 73 kamyon, 2 de otomobil bulunduğunu söyledi.
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın 1 Ekim’de yürürlüğe girecek maddeleriyle başta sağlık hizmetlerinin finansmanı olmak üzere
sosyal güvenlik alanında yeni bir dönem başlayacak.
En çok Bağ-Kur’luların etkileneceği yasayla, çalışan emeklilerin maaşları kesilmeyecek
ve yeşil kart iki yıl sonra kalkacak.
Emekli olma yaşının 65’e yükseltilmesi ve prim gün sayısının 7200’e çıkarılması nedeniyle ‘Mezarda emeklilik’ sloganıyla çalışanlar tarafından protesto edilen ve kazanılmış birçok sosyal hakkı ortadan kaldıran Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (SSGSS) bazı maddeleri Anayasa Mahkemesi olumsuz bir karar vermez ise 1 ekimde yürürlüğe girecek. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında olanların prim oranından, emekliliğine ve sağlık hizmetine kadar hepsinde değişikliğe gidiliyor. Yeni yasayla, bugün emekli olup çalışanların yüzde 30 olan destek priminin yüzde 31-36.5 arasında değişmesinin ötesinde zaman zaman gündeme getirilen ‘maaşın kesilmesi’ gibi yeni bir koşul getirmezken, esasta çalışanların bugünü ve gelecekte emekli olmalarıyla ilgili yeni hükümler getirilmişti.
Yeni yasayla son yedi yılda en fazla prim ödenen kurumdan emekli olmaya son veriliyor. Yürürlük tarihi olan 1 ekimden itibaren sigortalı olanlar ise, tüm çalışma süresi içinde fazla prim ödenen kurumdan emekli olacaklar. Bu nedenle, son yedi yıl içinde en çok prim ödediği kurumdan emekli olarak, daha fazla emekli aylığı almak isteyenlerin 1 ekim tarihine kadar emekli olmaları öneriliyor. 1 Ekim 2008’den önce sigortalı olanlar, ileride emekli olduklarında hem emekli aylıklarını alabilecekler, hem de destek primi ödeyerek çalışabilecekler. Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra sigortalı olacaklar ise, hem emekli maaşı alıp, hem de SSK’ya tabi olarak çalışamayacaklar. SSK, Bağ-Kur ya da memur emeklisi olmaları durumu değiştirmeyecek, SSK’ya bağlı olarak çalıştıklarında, emekli aylıkları kesilecek. 1 ekimden önce veya 1 ekimden itibaren sigortalı olanlar, emeklilikte Bağ-Kur’lu olarak çalışırlarsa, destek primi ödemek koşuluyla emekli aylıkları kesilmeyecek.
Türk-İş Sosyal Güvenlik Uzmanı Celal Tozan, emekliliğini haketmiş kişilerin 1 ekimden sonra emekli olmaları halinde aylıklarının düşeceğine ilişkin değerlendirmelerin doğru olmadığını söyledi. Emekliliğini hak etmiş sigortalıların 1 ekimden sonra aylıkları düşeceği kuşkusuyla emekliye ayrılmalarına gerek olmadığını vurgularken, mağduriyet olmaması için sigortalıların yetkililerle görüşmeden emeklilik konusunda karar vermemelerini istedi. Tozan, Anayasa Mahkemesi’nin ‘yürürlüğü durdurma’ kararı verebileceğini söyledi. • 1 EKİMDE SOSYAL GÜVENLİKTE YENİ DÜZEN: • SSK emeklileri, yüzde 31 ile yüzde 36.5 (bugün yüzde 30) oranında sosyal güvenlik destek primi ödemeleri durumunda maaşları kesilmeden çalışabilecek. Bu oranın dörtte biri çalışan, dörtte üçü ise işverenden alınacak. Bağ-Kur’lu emeklinin destek prim oranı yüzde 12. • Emeklilikte aranan 58-60 yaşına kademe getirilecek. Buna göre emeklilikte; 1 Ocak 2036’dan itibaren kadın ve erkeklerde 2048 yılından sonra emeklilik yaşı 65’de eşitlenecek. • SSK’lılar için prim ödeme gün sayısı, 7200 gün olacak. Devlet memuru ve Bağ-Kur’lu için prim ödeme gün sayısı 9000 olacak. • Gazeteciler, milletvekilleri, PTT dağıtıcıları, infaz koruma memurları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri ile yasada belirtilen diğer görevliler de fiili hizmet zammından yararlanamayacak. • Özel ve vakıf hastanelerinin, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen sağlık hizmetleri bedeline ek olarak, alınacak ilave ücretin tavanını Bakanlar Kurulu belirleyecek. • Hiçbir sosyal güvenlik güvencesi olmayan kişilere verilen yeşil kart, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten iki yıl sonra kaldırılacak. Bu kişiler genel sağlık sigortası kapsamına alınacak. • Ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç ev hizmetlerinde çalışanlar, sigorta kapsamı dışında tutulacak. • İsteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortalı primi alınmayacak. • Sigortalıya, hastalık ve analıktan dolayı ortaya çıkan iş görememezlik süresince, günlük iş görememezlik ödeneği verilecek. • İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve sigortalı kadının analığı halinde verilecek iş göremezlik ödeneği; yataklı tedavilerde günlük kazancının yarısı, ayakta tedavilerde ise üçte ikisi tutarında olacak. 31 ARALIK 1999 ÖNCESİ SİGORTALI ÇALIŞANLAR • Halen sigortalı olanların emeklilik talebinde bulunanlar, kanunun yürürlük tarihi itibariyle mevcut mevzuata göre, toplam prim gün sayıları üzerinden aylık hesaplanacak ve emekli aylığını haketmiş olanların aylıklarında düşme olmayacak. Emekli aylığını haketmiş olanlardan emekli olmayıp ileri yıllarda emekli olacaklara bağlanacak aylık bugün için emekli olanlara bağlanmış olan aylık miktardan yüksek olacak. Halen çalışmakta olan sigortalılardan, 31 Aralık 1999 tarihinden önce sigortalı olanlar için toplam prim gün sayıları üzerinden, kat sayı ve göstergeler sistemine, 4447 sayılı kanuna, çalışmaya devam etmeleri halinde yeni kanuna tabi olmak üzere üç ayrı mevzuatla aylık hesaplanacak, bu sürelerde geçen prim gün sayılarına orantılı kısımlarının toplamı emekli aylıklarını oluşturacak. 1 Ocak 2000’den sonra ilk defa sigortalı olanlar için ise 4447 sayılı ve yeni kanuna göre toplam prim gün sayıları üzerinden ayrı ayrı aylıkları hesaplanacak. Emekliliğini ileri yıllarda hakkedecek sigortalıların, emeklillik aylığını haketmeleri için gereken süreye göre aylıklarında düşme olacak. AYLIKLARIN HESAPLANMASI • Türk-İş uzmanı Tozan, mevcut mevzuata göre, emekli aylıklarının hesaplanmasında geçmiş yıllara ilişkin kazançlar güncellenirken önceki yılda tüketici endeksindeki değişim oranının yüzde 100’ü gelişme hızının yüzde 100’ünün ayrı ayrı dikkate alındığını belirtti. Tozan’ın hesaplamasına göre, yeni yasayla, güncelleme katsayısının önceki yılda gerçekleşen tüketici endeksindeki değişim oranının tamamı ile yıllık hızının yüzde 30’unun toplamına bir puan ilave edilerek hesaplanması öngörülüyor. Mevcut yasada, emekli aylıklarının hesaplanmasında geçmiş yıllara ilişkin kazançlar güncellenirken önceki yılda tüketici endeksindeki değişim oranının yüzde 100’ü ile gelişme hızının yüsde 100’ü ayrı ayrı dikkate alınıyordu. Aylık bağlama oranı ise ilk 10 yıllık prim gün sayısının her 360 günü için yüzde 3.5, sonraki beş yıl için ise yüzde 1.5 olarak hesaplanıyordu. Buna göre, 7200 gün prim ödenmiş süre için aylık bağlama oranı yüzde 55 oluyordu. Aylık bağlama oranı ise, yürürlük tarihinden sonra işe girecek sigortalıların her 360 günlük prim gün sayısı için yüzde 2 hesaplanacak ve 7200 gün için aylık bağlama oranları yüzde 40’a düşecek. Halen sigortalı olarak çalışanların ilk 10 yıllık prim gün sayılarının dolması kadar yürürlük tarihinden sonraki süreler içinde aylık bağlama oranları her 360 gün için yüzde 3 olacak. HASTANELERİ SINIFLANDIRMA • Sigortalıların sağlık hizmetinden yararlanmaları için muayene ve tedavi edildikleri yerleşim yeri dışına yapılan sevkinde ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin kurumca ödenecek tutarlarını belirlemeye, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkili olacak. Buna göre, tıp eğitimini, hizmet basamağını, altyapı ve kaynak kullanımıyla maliyet dikkate alınacak. Sağlık hizmeti fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı hesaplanacak. YEŞİL KART KALKACAK • SSK’larda prime esas kazançların hesabında hak edilen ücret, prim, ikramiye özel sağlık ve bireysel emekliliğe ödenen tutarlar gibi kazançların brüt toplamı esas alınacak. Ölüm, doğum ve evlenme yardımları, görev yollukları, kıdem tazminatı, asgari ücretin yüzde 30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası ve bireysel emeklilik katkı payları, prime esas kazanca tabi tutulmayacak. Genel sağlık sigortası primi, eksik çalışma süresiyle hesaplanacak. • EMEKLİNİN YENİDEN ÇALIŞMASI: • Tarımsal faaliyette bulunanlar hariç, yeniden çalışmaya başlayan kişilerin yaşlılık aylıkları kesilecek. Bu kişilerden prime esas kazançları üzerinden kısa ve uzun vadeli sigorta kolu primi ile genel sağlık sigortası primi alınacak. • İşten ayrılan veya iş yerini kapatarak yaşlılık aylığı talep eden kişilere, yaşlılık aylığı yeniden hesaplanarak ödenecek. • SSK emeklileri, yüzde 31 ile yüzde 36.5 oranında sosyal güvenlik destek primi ödemeleri durumunda ise maaşları kesilmeden çalışabilecek. Bu oranın dörtte biri çalışan, dörtte üçü ise işverenden alınacak. • Bağ-Kur kapsamında emekli olup yine Bağ-Kur kapsamında iş yapan kişiler, yaşlılık aylığı kesilmeden yüzde 12 oranında sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışabilecek. Bu oran, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her yıl 1 puan artırılarak yüzde 15’e çıkacak. MALULLÜĞE 1800 GÜN PRİM • Malullük ve ölüm aylığını hak etmek için beş yıllık sigortalılık süresini doldurmak 900 gün prim ödemiş olmak şartının arandığı mevcut yasadaki bu madde de değiştirildi. Yürürlüğe girecek yasayla yapılacak değişiklik halen çalışmakta olanları da kapsayacak ve malullük aylığını haketmek için 10 yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmış ve 1800 gün prim ödenmiş olması, ölüm aylığını hak etmek için ise beş yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmış ve 900 gün prim ödenmiş olması öngörülüyor. ASKERLİK BORÇLANMASI • Askerlik borçlanmasına yapılacak ödeme de artacak. Askerlik yedek subay ve er olarak geçen süreler borcun tebliğinden itibaren altı ay içinde ödenerek borçlanılıyor. Askerlik hizmetini borçlananlar, her ay için brüt asgari ücretin yüzde 20’si kadar yani 121.68 YTL ödeyecek. Buna göre 18 aylık askerlik borçlanması için 2.190,24 YTL ödenecek. Yasa yürürlüğe girdikten sonra borçlananlar ise asgari ücret ile asgari ücretin 6.5 katı arasında olmak üzere kendilerince belirlenecek kazancın yüzde 32’si kadar prim ödeyecek. Ekim ayında ödenecek tutar; en az o ayki asgari ücret tutarı olan 638,70 YTL’nin yüzde 32’si 204,38 YTL’yi 18 ay toplamda 3678,84 YTl olacak. Bu kazancın 2000 YTL olursa 640 YTL ile çarpılacak. ÇALIŞMANIN AVANTAJI • Yeni yasaya göre 1 Ekim 2008 gelmeden emekli olan ve aylığı 1.000 YTL olarak hesaplanan kişinin bugün emekli olsa ayda 1000 YTL emekli maaşı alsa yine sosyal güvenlik destek primiyle aynı iş yerinde çalışmaya devam etse ve 1.000 YTL de oradan almış olsa 2.000 YTL gelir elde etmiş olacak. Ama aynı kişi, bir yıl boyunca çalışırsa emekli olmazsa emekli aylığı almamış olacak. Sadece bir yıl sonra emekli olduğunda emekli maaşı 130 YTL artmış olacak yani 1.130 YTL almış olacak. Bir yıl sonra gelecek olan 1.130 YTL için bir yıl boyunca 12 bin YTL’lik gelirden mahrum kalacak. Emekli olmayıp çalışan, 10 yıl sonra emekliliği dolacak olan birisi eğer bugünkü sistem devam ederse 2018’de 14 bin YTL emekli maaşı alabilecekse, yasa yürürlüğe girdiği için 8000 YTL emekli maaşı alacak. Bu da 2018 yılında kendisinden yaklaşık 6000 YTL’lik kayba neden olacak. Mevcut yasaya göre; kamu iş yerlerinde çalışan sigortalıların, 6772 sayılı kanun gereği aldıkları ikramiyelerden ve prime esas kazancını aşan ödemelerinden prim kesilmezsek, yeni yasayla kanunla ödenenen ikramiyelerde prime tabi tutulacak.
Aslında biliyoruz da ilk kez bu kadar açık söylendiğini duyuyoruz.
Medyayla siyasetin kirli ilişkisi iyiden iyiye ortaya çıkıyor.
Doğrusu ya başbakan bunu iyi anlattı.
“İktidarı köşeye sıkıştırıyorsunuz, sonra isteyeceğinizi isteyip onu teslim alıyorsunuz” diyordu.
Köşeye sıkışan iktidarların açıkları olduğunu kendilerinin de açığı bulunmadığını vurguluyordu.
Ve, Aydın Doğan’a “imtiyazlı biri değilsin, herkesle eşitsin, ona göre davran” diye sesleniyordu.
Bunun “bedelini ödemeye hazır olduklarını” da belirtiyordu.
Bu konuşma, bilinen birçok gerçeğin belki de ilk kez resmî bir ağızdan kabulü anlamına geliyor.
Demek ki bu ülkede bugüne kadar “gazete patronları” imtiyazlıymış.
Bu gazete patronlarının “gazetecilik dışında” işleri olduğunu düşündüğümüzde bu “imtiyazın” nasıl kullanılabildiğini de kavrıyoruz.
Bütün o ihaleleri, kredileri artık “imtiyazlı” olmalarının ışığında değerlendirebiliriz.
Tabii şu soruyu da sormalıyız:
“Neden gazete patronları imtiyazlıydı bugüne kadar?”
Arkasından birkaç soru da başbakana soracağız.
Altı yıl içinde gazete patronlarının imtiyazını ortadan kaldırmak, onları diğer vatandaşlarla eşit kılmak için ne tür yasal ve idari tedbirler aldınız?
Almadıysan niye almadınız?
Bundan sonra sadece Aydın Doğan mı “imtiyazsız” olacak yoksa bütün gazete patronları imtiyazlarını kaybedecekler mi?
Peki, yarın bir gün Aydın Doğan’la barışırsanız, Doğan “imtiyazlarını” geri alacak mı?
Gazete patronlarına “imtiyaz verip vermemek” siyasi iktidarların elinde olduğu sürece, bu imtiyazın ne zaman bitip ne zaman başlayacağından biz nasıl haberdar olacağız?
Bu “imtiyaz” meselesini bu ülkede ilelebet bitirmek için ne tür düzenlemeler yapmayı düşünüyorsunuz?
Bu düzenlemeleri yapacak mısınız?
Ne zaman yapacaksınız?
Çünkü bu yasal düzenlemeler yapılmadıkça bu ülkede medya siyaset ilişkisinin kirliliği sona ermez.
Siyasi iktidardan, “onu sıkıştırarak bir şeyler alabileceğini” bilen ve gazetecilik dışında işleri olan gazete patronları iktidarları sıkıştırmayı sürdürürler.
Manşetlerinin tonu iki de bir de değişir.
Aldıklarında över, alamadıklarında söverler.
Böyle gazetelere bu halk nasıl güvenecek peki?
Birisi çıksa da Doğan grubunun gazetelerinin manşetlerini bir incelese...
Acaba “bir şey aldıklarında” başka, alamadıklarında başka manşetlerle mi karşılaşır?
Eğer öyleyse bu gazetecilik midir?
Bu gazetecilik değildir elbette.
Gazeteciliği dünya standardında bir yere oturtmak istiyorsak bu ülkede, iktidarların gazete patronlarına ya da başkalarına “imtiyazlar vermesini” engelleyecek bir sistem kurmamız gerekir.
Zaten bütün mesele de burada düğümleniyor.
Ne siyasiler ne de gazete patronları bu “imtiyaz sisteminin” sona ermesini istiyor.
İki taraf da bundan memnun.
Memnun olmasalar çoktan değişmesi için uğraşırlardı.
Gazete patronları “imtiyazlarından” hoşnut...
Siyasiler de bu “imtiyaz” karşısında sağladıkları destekten.
Çünkü siyasilerin, başbakanın deyişiyle, “köşeye sıkışabilecekleri” açıkları, medya patronlarının da hiç bitmeyen talepleri var.
Birbirine denk geliyor.
Meseleye böyle bakınca insan ister istemez, bu medya patronları bugüne dek aldıkları “ihaleleri” acaba nasıl aldılar diye soruyor.
Başbakan, büyük bir medya grubuna karşı çok açık ve net bir kavga başlattı.
Ama bu kavga “ilkesel” mi yoksa “öfkesel” mi pek anlaşılamıyor.
Aydın Doğan’ın gazetelerinin yaptıklarına mı kızdı?
Yoksa medya patronlarının imtiyazlı olduğu bu düzene mi karşı?
Bence bunu netleştirmesi gerekir.
Sadece öfkeye dayanıyorsa, yarın Aydın Doğan bu kavganın kendisine ciddi bir sıkıntı yüklediğini görüp politikasını değiştirebilir.
Gazetelerinde büyük övgülere rastlarız.
Daha önce görülmemiş bir iş değil.
“İmtiyazlarını” da geri alır.
Aynı kirlilik sürer gider.
Başbakanın bu kavgayı “ilkesel” bir raya oturtması ise bir devrim olur.
Eğer bu kirliliğe “ilkesel” düzeyde karşı çıkar ve bunun tekrarını önleyecek tedbirler getirirse, siyaseti de gazeteciliği de bu çamurdan kurtarır.
Türkiye rahatlar.
Medya da siyaset de dürüstleşir.
İkisini de kirleten bu “imtiyaz” çünkü.
Birbirlerinin günahını, karşılıklı çıkarlar nedeniyle gizleyip duruyorlar.
Bu kavganın Türkiye için bir “milat” olmasını diliyorum.
Bu kavganın su yüzüne çıkarttığı o kirliliği bir daha yaşamayalım.
Patronlar ve siyasetçiler arınsınlar.
Biz de ikisine de güvenebilelim.
Bunu gerçekleştirecek olan da başbakan.
Eğer samimiyse bunu yapmak ona düşer.
Çünkü bunu patronlar yapmaz, onlar “imtiyazlarından” memnunlar.
O “imtiyazlar” için kaç darbe destekledi onlar, kaç andıç yayınladı...
Dileyelim ki izlediğimiz kavga, kirli bir dönemin sonu olsun.
Unkapanı köprüsünü geçip Valens kemerine yaklaşırken, sağda, yamacın üstünde, Pantokrator (veya Zeyrek camii) görünür. Cadde düzeyinde de, bu yamacın dikliğini meydana getiren, büyük ölçüde tuğla yapı vardır. Bunun bir sarnıç olduğu bilinir. Ben de böyle bilirdim ama içine hiç girmemiştim. Türkiye’de böyle yerlere nasıl, nereden girildiğini bir devlet bilir, bir de berduşlar (alaturka “clochard”lar). Devlet bilir ama bir baktıktan sonra –özel bir ilgilenme nedeni yoksa- kapatıp gider. Berduş, buna rağmen içeri sızmanın yolunu bulur.
Devletin “kapatıp gittiği” yer, neresi olabilir? Aslında, her yer olabilir; ama bu yer Bizans’tan kalma ise, ihtimal müthiş artar. Devletin oynadığı bu rol ise, Bizans ile Berduş arasında “simbiotik” bir ilişki kurulmasına yol açar. Laleli’deki Rotunda beter bir çarşı mekânına dönüştürülmeden önce, ayı oynatanlar, ayılarıyla birlikte orada gecelerdi. Ahırkapı’da Hristos Philanthropos klisesinde bildiğim kadar ayısız berduşlar yatıp kalkıyor. Dediğim bu sonuç da böyle bir yatakhaneydi. Ama bu, binanın gayri resmî işlevi. Resmî olanı da varmış: Hal’in Haliç’te olduğu zamanlardan başlayarak, bu serin mekânda, limon sarartılırmış. Böyle bir ticarî işlev de olunca, buralara artık hiç ayak basamıyorsunuz.
Şimdi burada restorasyon yapılıyor. Epey ilerlermiş, ama daha epey iş var. Görünüşü doğrusu çok etkileyici.
Yukarıda değindiğim bütün kasıtlı ihmale rağmen, çok ağır hasar görmediği de sanırım söylenebilir. Berduşlar özellikle kırıp geçirmiyorlar, belki buraları evleri gibi gördükleri için. Ufak tefek kırıp döktükleri oluyordur ama “saygıdeğer” toplum kadar zarar vermeye etleri butları müsait değil.
Bu sarnıcın üstünde başlayan Zeyrek başlı başına bir tarihî servet tabii. Öncelikle ahşap evleri önemli. Öteden beri söylediğim, söylemekten bıkmadığım bir şey vardır: Türkiye’de restorasyon işi ciddiye alındığında uçsuz bucaksız bir alan açılır. Bunun için tahtaya da, taşa da, demire de biçim vermeyi iyi bilen usta gerek. Kendisi bir restorasyon projesinin hedefi olan semtlerde yaşayan kural olarak yoksul insanların genç çocuklarını bunun için yetiştirebilir, meslek sahibi yapabilirsiniz. Bu yolda bazı adımların atıldığını da gördüm, geçen gün buralarda gezinirken.
Fatih Mehmed bu kenti eline geçirince, Pantokrator kilisesini geçici olarak medreseye çevirmiş, başına da kendi hocası Zeyrek Mehmed Efendi’yi koymuştu (yakındaki Pantepoptes kilisesi de bu yeni kurumun “mutfağı” olarak kullanıldığı için sonra camiye çevrildiğinde adı Eski İmaret camisi oldu). Şimdi buradaki sokaklardan birinin adı “Zeyrek Mehmet Paşa”. Halkımızın bilincinin altına da, üstüne de, dışına da, içine de, “Paşa” olmayan bir adamın esamesinin okunmayacağı bilgisi yeterince kazınmış ki, Belediye şu bu, Mehmed Efendi’yi Mehmet Paşa yapıp rahat rahat oturuyor.
Mehmed Efendi’nin lakabı olan “zeyrek” ise “anlayışlı”, “zeki” anlamlarına gelir. Peki, şimdi buradaki lokantanın adı olan “Zeyrekhane” ne? “Uyanıklık Evi” mi? “Çayhane”, “timarhane”, “postahane” gibi bir kurum mu?
Bu tür ayrıntılar da, bu toplumun kendi geçmişiyle ilişkisinin ne kadar “arızalı” bir ilişki olduğunu gösteriyor.
“Tarih” olmuş olandır; tamamıyla kavramamıza imkân olmayan, ama üzerinde çalıştıkça yeni yeni bilgiler çıkardığımız, bu yeni bilgilerle yeni değerlendirmeler yapabildiğimiz alan. Ama “değerlendirme” yapmak, tarih hakkında, “şöyle olacak, böyle olmamalı” diye garip hükümler vermek demek değildir. Bir bütünlüğü vardır. Bunu kavradığımızda, onunla ilişkimiz de “arızalı” olmaktan çıkar. Bu nedenle Bizans sarnıcının ve bu dizi içinde değineceğim başka Bizans eserlerinin kilitli kapılarının açılması, restore edilmesi, kamunun gözlem ve bilgilenmesine sunulması çok önemli.
Gittiğim bu yerlerde, yapılan işlerin başında, ne yaptığını bilen ve ona sevgiyle yaklaşan genç mimarlar, arkeologlar, restoratörler de gördüm. Bu da insana güven veriyor.
Film Hakkında Bilgi / İMDB Linki
http://www.imdb.com/title/tt0858479/
PHP Kodu:
===== File Info ===== FileSize : 322M PlayTime : 01:34:51.18 VideoCount : 1 AudioCount : 1 ===== Video Info ===== Video 0# Stream VideoCodec : avc1 VideoWidth : 576 pixels VideoHeight : 248 pixels VideoFrameRate : 23.976fps VideoFrameCount : 136448 VideoBitRate : 0 ===== Audio Info ===== Audio 0# Stream AudioCodec : mp4a AudioBitRate : 65264 AudioChannels : 2 AudioSampleRate : 24000
Tür : Romantik / Dram / Komedi Gösterim Tarihi : 25 Temmuz 2008 Yönetmen : Noam Murro Senaryo : Mark Poirier Yapım : 2008, ABD , 95 dk.Oyuncular
Dennis Quaid (Lawrence Wetherhold) , Sarah Jessica Parker (Janet Hartigan) , Thomas Haden Church (Chuck Wetherhold) , Ellen Page (Vanessa Wetherhold) , Ashton Holmes (James Wetherhold) , Christine Lahti (Nancy)
Özlemini çektiği tutkuyu artık hiçbir şeyde, hatta uzmanı olduğu Victoria Dönemi Edebiyatı’nda bile bulamayan bir dul olan Profesör Lawrence,
orta yaş krizinin eşiğinde dolanmaktadır.
Ancak hiç hazzetmediği üvey kardeşinin aniden çıkıp gelişiyle, eski öğrencisi Janet’le yıllar sonra
tesadüfen yeniden karşılaşması aynı günlere denk gelince Wetherhold ailesinde kimi zaman eğlenceli, kimi zaman yürek burkucu olaylar zinciri
birbirini izleyecektir.
Senaryosunu genç romancı ve kısa öykücü Mark Poirier’in yazdığı filmin yapımcılığını Michael London, Bridget Johnson, Bruna Papandrea ve
Michael Costigan’ın üstlendi.
Rapid Linkleri
http://rapidshare.com/files/13406449…DRiP.part1.rar http://rapidshare.com/files/13407070…DRiP.part2.rar http://rapidshare.com/files/13407720…DRiP.part3.rar http://rapidshare.com/files/13407969…DRiP.part4.rar
http://www.imdb.com/title/tt0809425/
===== File Info ===== FileSize : 322M PlayTime : 01:21:46.453 VideoCount : 1 AudioCount : 1 ===== Video Info ===== Video 0# Stream VideoCodec : avc1 VideoWidth : 512 pixels VideoHeight : 272 pixels VideoFrameRate : 25fps VideoFrameCount : 122661 VideoBitRate : 0 ===== Audio Info ===== Audio 0# Stream AudioCodec : mp4a AudioBitRate : 64976 AudioChannels : 2 AudioSampleRate : 24000
İspanyol yönetmen José Luis Guerín, bu yıl ilk kez Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışıyor.
Dört yıl önce tanıştığı bir kadını tekrar bulmak için Strasbourg’a dönen bir adamın öyküsünün anlatıldığı En la Ciudad de Sylvia, konusunun
sadeliğiyle dikkat çeken bir film.
Guerín’in özgün sinema dili ve uzun planlarıyla süslenen filmin, güçlü rakipleri arasından sıyrılıp, ön plana
çıkması olası gözükmekte.
http://rapidshare.com/files/13410906…XviD.part1.rar http://rapidshare.com/files/13411526…XviD.part2.rar http://rapidshare.com/files/13412103…XviD.part3.rar http://rapidshare.com/files/13412325…XviD.part4.rar
Altyazı