Başkent Bağdat'ta düzenlenen devir teslim törenine katılan ABD Savunma Bakanı Robert Gates, iki generalin geçen yıl Irak'a 30 bin takviye askerin konuşlandırılması sırasında 'inanılmaz bir ekip' oluşturduklarını söyledi.
16 Eylül Salı günü, Bağdat'ta Saddam Hüseyin'in Amerikan ordusu tarafından kullanılan saraylarının birinde yapılan törende konuşan Gates, Odierno'nun, Irak'ta dikkatli olunmasının gerektiği çok önemli bir dönemden geçildiğinin farkında olduğunu vurguladı.
Irak'ta 15 aydır Amerikan güçlerinin 'iki numaralı komutanı' olarak görev yapan Odierno da, Gates'in konuşmasına destek vererek, Irak'ın iki yıl öncesine göre daha farklı bir ülke olduğunu belirtti ve bu tarihlerde iç savaşın eşiğindeki ülkede güvenlik alanında sağlanan gelişmelerden söz etti. Militan grupların toparlanmasına fırsat tanınmaması gerektiğini kaydeden Odierno, Irak'ta seçimlerin yapılmasının önemi üzerinde de durdu. Irak deneyimini anlattı Irak deneyimini CNN International muhabiri Arwa Damon'a anlatan Petraeus, 'Irakla ilgili en büyük korkum çabaların boşa çıkması' dedi. Irak'taki Amerikan birliklerinin komutanı Orgeneral Petraeus, 2007'de General George Casey'den devraldığı görevi General Odierno'ya teslim ediyor. Amerikan Merkez Kuvvetleri Komutanlığı'nın CENTCOM başına geçecek olan Petraeus, zorlu görevinin ardından Irak'tan ayrılıyor, Irak'ta bugüne kadar elde edilen kazanımların 'kırılgan' olduğunun bilincinde olarak. Petraeus, 'Geçmişte olduğu gibi bu kez de Irak'tan karmaşık duygular içinde ayrılacağım. Savaş bölgesinde işin çocuk oyuncağı olmadığını söylemekten hiçbir zaman çekinmedik.Gerçekçi olduk ve gerçekler hakikaten zordur' ifadesini kullandı. Irak Savaşı'nın ilk yılında 101'inci Hava Tugayı'nın başında bulunan Petraeus, 'Irak'ta bazı hatalar yaptık' itirafında da bulundu. Petraeus, 'Başından beri Irak'ta belli bir süre kalacağımız belliydi. Ama bu düzeyde burada kalacağımızı tahmin edemezdim. Şüphesiz burada bizim de bazı hatalarımız oldu. Farklı sorunlar karşımıza çıktı kimi zaman. Geri dönüp baktığmızda hata ettik dediğimiz anlar oldu' diye konuştu. Orgeneral Petraeus'a göre, Irak deneyiminin kendisine öğrettiği bir şey varsa o da Irak'ın tüm tahminlere meydan okuduğu... Petraeus durumu, 'Karşılanmayan beklentiler hem Irak hükümeti hem de yeni Irak için pek çok zorluğu beraberinde getirebilir. Irak'ta El Kaide'nin yeniden canlanması gibi. Hep boğazlarına dişimizi geçirdik diyoruz ya işte sürekli orada tutmak lazım o dişleri' sözleriyle özetledi. Petraeus, Irak'taki deneyimine dönüp baktığında, 'En sevinçli anım 3 yasanın aynı günde parlamentodan geçtiği andı' diye konuştu. Orgeneral, 'Bu insanların da yaptıklarını takdir etmek lazım. Mezhep çatışması yüzünden sadece hayatta kalma çabasına odaklanmak zorunda kalmadıkları o dönemde, başarılı bir yasama yılı geçirdiler. Ama hala çözülmesi gereken sorunların varlığının da bilincinde olmamız gerek. Her şey güllük gülistanlık diyemeyiz' dedi. Petraeus'un Irak'ın geleceği ile ilgili en büyük korkusu elde edilen kazanımların bir anda tersine dönmesi.
Lorca, 19 Ağustos 1936’da Granada’daki evinden alınıp öldürüldüğünde 38 yaşındaydı
Şairin yeğeni Laura Garcia Lorca, El Pais gazetesine yaptığı açıklamada, 'bunun yapılmasını istemeseler de, toplu mezarın açılmasına itiraz etmeyeceklerini, çünkü olayla ilgili tarafların isteklerine saygı duyduklarını' söyledi.
Müzisyen, şair, yazar Lorca ile aynı mezara gömüldükleri sanılan iki erkeğin yakınları, mezarın açılması için geçen hafta mahkemeye başvuruda bulunmuştu. Aile bu başvuruyu, diktatör Franco’nun destekçisi faşist güçler tarafından öldürülen ve toplu mezarlara gömülen binlerce kişinin uygun bir şekilde yeniden toprağa verilmesi için ülke çapında yürütülen çalışmaların bir parçası olarak yapıyor. Federico Garcia Lorca’nın ailesi ise uzun zamandır, şairin cesedinin nerede olduğu konusunu fazla gündeme getirmiyordu. Lorca, 19 Ağustos 1936’da Granada’daki
evinden alınıp öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.
Cesedinin, Granada yakınlarında bir mezara gömüldüğü sanılıyor.
Richard Wright’ın sözcüsü, müzisyenin, “kansere karşı verdiği kısa bir mücadele sonrası” yaşama veda ettiğini duyurdu. Sözcü, Wright’ın ailesinin, bu zor dönemde özel hayatlarına saygı gösterilmesini istediklerini de sözlerine ekledi. İngiltere’deki evinde ölen Richard Wright’ın yakalandığı kanser hastalığının türü ise açıklanmadı.
Richard Wright, Pink Floyd’un üyeleri Roger Waters ve Nick Mason ile okul yıllarında tanışmış ve Waters ile Mason’ın kurdukları Sigma 6 grubuna katılmıştı. Sigma 6 daha sonra Pink Floyd grubuna dönüşmüş, Wright grubun bazı önemli şarkılarına imza atmıştı. 1968’de Syd Barrett’ın yerini David Gilmour almış; Pink Floyd da özellikle, 1973’te piyasaya çıkan ABD’de ve 10 yıldan uzun süre en çok satan albümler listesinde kalan The Dark Side Of The Moon adlı albümle, dünya çapında ün kazanmıştı. Richard Wright 1980’li yılların başında kısa bir süre için Pink Floyd’dan ayrılarak, kendi grubunu kurmuş; 1987’deki “A Momentary Lapse of Reason” albümüyle yeniden Pink Floyd’a dönmüştü.
1981’de Roger Waters’ın gruptan ayrılmasının ardından, Richard Wright, Dave Gilmour ve Nick Mason’la birlikte Pink Floyd adıyla albümler çıkarmaya ve turnelere çıkmaya devam etmişti. Pink Floyd’un son albümü The Division Bell 1994’te çıkmıştı. Grubun 1968 sonrasındaki çekirdek kadrosu Roger Waters’ın da katılımıyla 2005’te, Londra’daki Hyde Park’ta Live 8 konserleri çerçevesinde 24 yıl sonra ilk kez bir araya gelmişti. Richard Wright’ın ölümü sonrası, Hyde Park’taki Live 8 konseri tarihe, “bu dörtlünün son konseri” olarak geçecek.
Sonra Vehbi Koç Vakfı tarafından ‘‘Eskimeyen Tatlar'' adı altında yayınlanan kitaptaki benim bölümleri çevirmesi için yine Mary Işın'ı önerdim. Kitabın tümünü İngilizce'ye o çevirdi. Ortaya yine mükemmel bir eser çıktı.
Şimdi Mary Işın'ın artık durup soluklanacağını hiç sanmıyorum. O Türk mutfağının bir gönüllü elçisi. Yalnız yabancılara bizim mutfağımızı tanıtmakla yetinmiyor, işin ilginç ve hoş yanı bizim mutfağımızı bize tanıtma görevini de üstlenmiş gibi. Söyleyeceğim tek şey, ‘‘ellerine sağlık sevgili Mary Işın'' demekten ibaret.
BİZİ BİZE TANITMAK
Mary'nin bizi bize tanıtmasındaki gariplik dikkatinizi çekmiştir. Artık unuttuğumuz bir gerçek, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yazımızı değiştirmiş olmamız. Sağ görüşteki entellektüeller bunu yıllarca eleştirip durdular. Hatta Prof. Dr. Metin Kunt gibi çok ünlü ve Atatürkçülüğü'nden hiç şüphe duyulamayacak başka entellektüeller de bu görüşü desteklediler. Kemal Tahir bunların romanını yazdı. Ama olan olmuş, yenen bitmişti. Türkçe artık Latin alfabesiyle yazılıyordu ve bu geri dönülemez bir mecraydı. Arap harfleriyle yazılmış eserlerin kurtarılması için ciddi bir girişim yapıldığını ben hatırlamıyorum. Demokrat Parti'nin son yıllarına kadar zaten devlet destekli resmi ideoloji buna karşıydı. Biz harıl harıl Yunan-Roma ve belli başlı Avrupa klasiklerini Türkçe'ye kazandırmakla meşguldük. Militan görüşlüler, ‘‘diğerlerinin canı Cehennem'e'' diyorlardı.
Bu arada, yeni yazıya kadar elde bulunan bir avuç yemek kitabımız da Cehennem'e postalanmış oldu. Zaten benim işim de bunlarla sınırlı. Yoksa devlet büyüklerimizi eleştirmek ne haddime. Devletin ideolojisini eleştirmek de -neüzibillah- bu sütunun sınırlarını aşar ve taşar. Mary Işın'ın yaptığı iş, Arap harfleriyle unutulmaya mahkum ve sahaflara düşmüş, arasan bulunmaz, bulsan okunamaz bir kitabı Türk okurunun ve özellikle Türk yemekseverlerinin gündemine getirmek oldu. Yapı Kredi Yayınları da kitabı basarak, bu çalışmanın okura ulaşmasını sağladığı için her türlü övgünün üzerinde. Övgüyü gökyüzüne kadar götürmememin nedeni, yayıncının kitabın son okumasını eksik bırakmış olması. Böylece ortaya bazı anlaşılmaz, ya da anlaşılması zor cümleler çıkmamış olurdu.
Kitabın yazarının adını başka kaynaklarda hep Mahmut Nedim olarak görmüştüm. Kitabın üzerinde Mahmut Nedim bin Tosun olarak ilk gördüğümde bunu bir müstear isim, dahası bir şaka sandım. Sonra da, bir yemek meraklısı ve yemek yazarı için ne ilginç ve uygun bir ad diye düşünmekten kendimi alamadım.
YEMEK YAZARI BİR SUBAY
Mahmut Nedim Efendi'nin Osmanlı Ordusu'nda bir subay olması, geçen yüzyılın Türk toplumunda yemeğin yalnız kadınların tekelinde olmadığını göstermesi açısından ilgi çekici. Mülazım Mahmut Nedim Efendi, bence işe biraz meşruiyet kazandırmak amacıyla, kitabı öncelikle yemek yapmayı bilmeyen askerler için yazdığını anlatıyor. Mary Işın bazı tariflerin bunu doğruladığını belirtiyor. ‘‘Örneğin, 160 numaralı tarifte hamur kesmek için gereken 'dişli çark' bulunmadığı takdirde okuyucularına bu aletin yerine kendi mahmuzlarını kullanmalarını öneriyor'' diye yazmış. Ama yine de ben bunun bir tür kamuflaj olduğunu düşünmekte ısrarlıyım.
Mahmut Nedim işe çocukluğunda merak salmış. Kitabın mukaddimesinde (sunuş yazısında) ‘‘İşte acizleri merak ede, heves ede bir zamanlar adeta çocukluğumda (fakat bu sözümü Allah vere de işitmeye!) kadın anamın muavini ve sonra da muhadimi olarak küçük bir dikkatle; hemen pişirdiğim yenecek raddesinde meleke ve maharet edinebildim'' diye hikayesini anlatıyor. Eski dile aşina olmayan okurlar için bir açıklama yapmak gerekirse, yazarın yemek yapmaya çocuk yaşlarda heves ettiğini, annesinin yanında durup onu gözleyerek ve ona yardım ederek yenecek lezzette yemek yapmayı öğrendiğini söyleyebiliriz. Yazar, mukaddimenin ilerleyen kısımlarında, yemek yapma işini ne kadar ciddiye aldığını, bu işe ne kadar emek verdiğini ve böylece nasıl çok iyi bir aşçı olduğunu, Osmanlı nezaketinin elverdiği ölçüde dile getiriyor.
Mahmut Nedim bin Tosun, ‘‘Aşçıbaşı''nı hazırlarken o güne kadar yayınlanmış ve yankı yapmış ‘‘Ev Hanımı'', ‘‘Ev Kadını'', ‘‘Melce üt Tabbahin'' gibi kitaplarla hanımlara mahsus gazetelerden ve Rumca ‘‘Hayat'' adlı yemek kitabından yararlandığını belirtiyor. Zaten kitabı dikkatle okuyanlar, tarifler arasındaki benzerlikleri kolayca bulabilir. Ancak ‘‘Aşçıbaşı''nın bunların bir kopyası olduğu asla söylenemez. Özgün tariflerin çokluğu hemen dikkat çekiyor. Hele zaman zaman kaleminden dökülen esprili üslup gerçekten de çok hoş.
Ama bence asıl hoş olan, Mahmut Nedim'in bir Giritli oluşu. Her ne kadar kitap Türk mutfağının genel bir panoramasını sunuyorsa da, her Giritli gibi Mahmut Nedim de araya kendi yöresel yemeklerini sıkıştırmayı asla ihmal etmemiş. Çok da iyi etmiş.
Ayrıca yemek kitaplarını doğru okumasını bilenler, tarifler arasına sıkışıp kalmış ayrıntıları asla ihmal etmezler. Mahmut Nedim'in kitabında bu asla unutulmaması gereken çok önemli bir nokta.
Şimdi elimizde 315 tarifli geçen yüzyıla ait mükemmel bir Türk yemek kitabı var. Emeği geçen herkese içten teşekkürler...
Ekonomik liberalizmin anavatanı ABD şu günlerde ekonomik felsefesine tamamen zıt gelişmelere sahne oluyor. Etki alanı süratle genişleyen mali piyasalardaki kriz nedeniyle devletle özel sektör arasındaki mesafe hızla kapanıyor. Görev süresinin sonuna yaklaşan Bush yönetimi gelişmelerin baskısıyla mali piyasalara yoğun bir şekilde müdahale ediyor.
Washington yönetimi, milli ekonomiyi daha fazla zarardan kurtarmak umuduyla bir ay içinde ikinci kez, iflasın eşiğine gelen bir özel şirketi fiilen devletleştirdi. Bush yönetimi bu nihai adımı atmadan önce de, ipotek krizinin olumsuz sonuçlarını sınırlandırabilmek için perde arkasından şirketleri yönlendirmekteydi.
Zincirin ilk halkası Bear Stearns oldu
Her şey, ABD’nin beşinci büyük yatırım bankası Bear Stearns ile başladı. Bu aracı kuruluş Mart ayında finans krizinin ilk tanınmış kurbanı olmaya aday iken Amerikan yönetimi yatırım bankasının JPMorgan Chase bankası tarafından satın alınmasını sağladı.
Çürük ipotek senetleriyle yaratılan spekülasyon balonunun patlaması ve mali piyasaların krize sürüklenmesi başka şirketleri de tehdit etmeye başlamıştı. İkinci domino taşı, Fannie Maae ve Freddie Mac adlı emlak bankaları oldu. Devlet tarafından kurulan bu iki banka çoktan özelleştirilmişti ve ABD’de dağıtılan ipotek kredilerinin yarısı bu bankaların defterlerine kayıtlıydı.
Mali krizin darboğaza sürüklediği ipotek bankalarının imdadına da Washington yetişti. Fannie ve Freddie devlet idaresine bağlandı, birer milyar Dolar’lık sermayeleri Hazine’ye geçti ve iki bankaya 100’er milyar Dolar’lık kredi limiti tanındı.
Piyasa ekonomisinin yoğun ihlali anlamına gelen bu adımlardan sonra durumun normalleşmeye başladığı sanılmaktaydı ki, Amerikan yönetimi bu kez, müflis durumdaki yatırım bankası Lehman Brothers’in satışını mümkün kılacak kefaleti üstlenmeye yanaşmadı. 150 yıllık şirket batarken, rakibi Merrill Lynch büyük bir bankanın kanatları altına sığındı.
Zarardaki diğer şirketler de incelemede
Amerikan usulü devletleştirmenin sonu daha gelmemişti. Kredi risklerini sigorta eden dünyanın en büyük sigortacılık şirketlerinden American International Group da havlu atmak üzereydi. Beyaz Saray sözcüsü Dana Perino, 85 milyar Dolar karşılığında hisselerinin %80’i Merkez Bankası’na devredilen AIG‘in faaliyete son vermesinin global finans piyasalarını sarsacağını söylüyordu: “Hazine zarardaki diğer şirketlerin durumunu da yakından inceliyor ve zararlarının ne ölçüde kapatılabileceğini düşünüyor. Bütün bunları yaparken vergi mükellefinin korunmasına azami gayret gösteriyoruz. Kıdemli ekonomi danışmanlarımızın tavsiyeleri doğrultusunda attığımız adımlarla daha büyük zararları önlemeyi amaçlıyoruz. Vergi mükellefinin uzun vadede korunması açısından bunun uygulanabilecek en iyi yöntem olduğu kanaatindeyim.”
“AİG’in batması mali sisteme zarar verirdi”
158 yıl önce kurulan Lehman Brothers’in kapısına kilit vurulması dar bir çevreyi olumsuz etkiledi. Sigortacılık devi American International Group’un kaderine terk edilmesi durumunda ise bütün Wall Street karışacak, karmaşık kredi ürünleri piyasası kaosa sürüklenecek, kimin kime ne kadar borçlu olduğu ve neyin kime ait olduğu arayışı başlayacaktı. New York Times’in de yazdığı gibi, ‘Lehman Brothers’in batması dünyanın sonu olmazdı ama dev sigortacılık şirketinin çökmesi mali sisteme, kimsenin tahmin edemeyeceği ölçüde zarar verirdi.’
Deutsche Welle
'Ergenekon' soruşturması kapsamında, Ankara, İzmir ve İstanbul'da aralarında avukat Levent Temiz, Nurseli İdiz ve Seyhan Soylu'nun da bulunduğu toplam 17 kişi gözaltına alındı. Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaparak 5 teğmen ve 1 askeri öğrencinin gözaltında olduğunu duyurdu.
Ankara'da 9 kişi gözaltına alındı. Gözaltındakilerden birinin askeri personel olduğu bildirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bir soruşturma kapsamında, arama yapmak için avukat Levent Temiz'in annesi ve kardeşlerinin kaldığı belirtilen, Bakırköy Florya Basınköy'deki bir apartmana gittiler. Ekipler, daha sonra apartmanın 3. katındaki, Levent Temiz'in oturduğu daireye girerek, bir süre arama yaptı. Levent Temiz, evdeki aramanın ardından gözaltına alındı. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Yönetim Kurulu üyesi avukat Ömer Kavili, olay yerinde yaptığı açıklamada, özel yetkili İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin müracaatıyla, avukatlık yasası bakımından Temiz'e ait sırların korunmasıyla ilgili bir sorun yaşanmaması için baro tarafından görevlendirdiğini söyledi. Kavili, Levent Temiz'in 'Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığını, ancak soruşturmanın gizliliği dolayısıyla başka bilgi veremeyeceğini' kaydetti. 3 kişinin emniyetteki işlemleri sürüyor İstanbul'da gözaltına alınan 3 kişinin emniyetteki işlemleri ise sürüyor. Gözaltına alınan oyuncu Nurseli İdiz'in avukatı Burak Yalnızer, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Caddesindeki yerleşkesine geldi. Avukat Yalnızer ile emniyete gelen İdiz'in kızı Elif İdiz, gazetecilerin soruları üzerine, annesinin Ulus'taki evlerinde gözaltına alındığını ve evdeki bazı eski program CD'lerine el konulduğunu belirterek, konu hakkında başka bilgisi olmadığını söyledi. Avukat Yalnızer de Nurseli İdiz ile görüşemediğini ve yarın emniyete yeniden geleceğini ifade ederek, yarına kadar İdiz ile görüşme yasağı olduğunu kaydetti. İdiz dışında 'Sisi' olarak bilinen menajer Seyhan Soylu'nun da İstanbul'da gözaltına alındığı öğrenildi. Bu arada, soruşturma kapsamında Ankara'da da 9 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Bu kişilerden birinin 'askeri personel' olduğu ifade edildi. Genelkurmay: '5 teğmen ve 1 askeri öğrenci gözaltında' Bu arada Genelkurmay Başkanlığı'ndan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla 5 teğmen ve 1 askeri öğrencinin askeri makamlarca gözaltına alındığı haberi geldi. Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan basın açıklamasında şu bilgilere yer verildi: 'İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 17 Eylül 2008 tarihli talimatı üzerine, 5 teğmen ve 1 askeri öğrenci 18 Eylül 2008 tarihinde askeri makamlar tarafından gözaltına alınmıştır. Anılan personel, talimat gereği ifadeleri alınmak üzere askeri personel nezaretinde İstanbul Merkez Komutanlığına sevk edilmişlerdir.' Soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla, İzmir'de gözaltına alınan bir teğmen İstanbul'a gönderildi. Sağlık kontrolünden geçirildiler Ankara'da gözaltına alınan 9 kişiden 8'i sağlık kontrolünden geçirildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayı'na getirilen 8 kişi, Adli Tıp Kurumu'nda sağlık kontrolünden geçirildi. Gözaltına alınan kişiler, sağlık kontrolünün ardından adliyeden ayrıldı. Bu kişilerden bazıları, basın mensuplarının 'Ergenekon ile bağlantınız var mı? Niçin gözaltına alındınız?' şeklindeki sorularına 'Devletin yanlışlığı' ve 'Dağdaki çobanın Ergenekon ile ne bağlantısı var' şeklinde yanıt verdi. Yeniden Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen 8 kişinin haklarındaki işlemin ardından karayoluyla İstanbul'a gönderileceği öğrenildi. Gözaltına alınanlardan 'askeri personel' olduğu belirtilen kişinin ise işlemlerinin askeri makamlarca yapıldığı belirtildi. Bu arada, bu kişilerle birlikte 6 bilgisayar ve 1 dizüstü bilgisayar ile CD'ler ve çeşitli dokümana da el konulduğu kaydedildi. 5 kamu görevlisi hakkında suç duyurusu Bu arada 'Ergenekon' davası dosyasında adı geçen Tuncay Güney'in ifadelerinin tahrif edildiği iddiasıyla 2 emniyet mensubu ile 3 savcı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Sultanahmet'teki İstanbul Adliyesine gelen İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatları, hazırladıkları suç duyurusu dilekçesini savcılığa verdi. Perinçek'in 12 avukatının imzası bulunan dilekçede, Ergenekon davasının soruşturması sırasında Tuncay Güney'in 'sesli ve görüntülü beyanlarını'nın, 2 emniyet mensubunca tahrif edilerek çözümlendiği öne sürüldü. Ergenekon soruşturmasını yürüten 3 Cumhuriyet savcısının da bu çözümleri dosyaya dahil ettiği ileri sürülen dilekçede, 5 kamu görevlisi hakkında soruşturma yapılması istendi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'de medyanın güvenilirliğini yitirdiğini ve kendini bitirdiğini'' söyleyerek, ''Onun için bundan sonra ben de diyorum ki partinin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın, sürdürün ve bu gazeteleri evinize sokmayın. Almayın'' dedi. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ama biz her seçim sonrasında şunları duymaya alıştık;
'Her seçmene birer Cumhuriyet Altını dağıtıyorlar kardeşim.' Düşünebiliyor musunuz?
16 milyon 500 bin Cumhuriyet altını dağıtmışız.
Bunlar hesap da bilmiyor.
Bugün bir tane maalesef moderatör, ki kendisine saygım da olan bir
arkadaş, beni sağ olsun
'dolar milyarderi'
ifadesiyle suçluyor.
Yazıklar olsun.
Ya sen hesap bilmiyorsun ya sen hiç kitap okumadın.
Dolar milyarderi ne demek.
Ayıptır insan utanır, sıkılır, ama bunlar da böyle bir şey yok.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na bu yakıştırmayı yapacak, ondan sonra
da bunlara cevap verdiğin zaman da,
'niye bunları muhatap alıyorsun
Sayın Başbakanım?'
diyecekler, ama nasıl demeyiz, gerçi sağ olsun Dengir kardeşim gereken cevabını, ağzının payını verdi, payladı, o ayrı mesele.
CHP zihniyeti de bu işte. Hep böyle. Ondan sonra 'Bu hesap nasıl bir hesap çıkar bakalım?'
dediğin zaman hesabı çıkaramıyorlar.
Bakıyorsun milyonlarca dolarlar Türkiye'ye geliyor.
Başbakanlığa geliyor.
Nerede, nasıl geliyor bu?
Banka yoluyla mı bavullarla mı geliyor, nasıl geliyor söyle bakalım?
En ufak bir ispatın yok. Ondan sonra geri vitese takıyor, ondan sonra da diyor ki, 'E orada bir yanlışlık oldu' ama birisi onu derken, bir başkası başkasını diyor.
Bu ülkede medya güvenilirliğini yitirmiştir, kendini bitirmiştir.
Onun için, bundan sonra ben de diyorum ki, partinin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın, sürdürün ve bu gazeteleri evinize sokmayın almayın.
Bu kadar açık konuşuyorum.
Siz mi bize karşı yalan bu tür yalan yanlış kampanyaları yapıyorsunuz?
Tamam, biz de en doğal, en tabii olan hakkımızı kullanıyoruz, size karşı
bu kampanyayı başlatıyoruz, almıyoruz.
Hangi dilden anlarsanız o dilden konuşacağız ve biz bu ülkede bu
hizmetleri canla başla sürdürürken bir de sizle mi uğraşacağız ya.
İşimiz gücümüz var arkadaş.'' AA
ince hesablanmış "balta" suikast girişimi !!!
MİLLET UNUTMADI.
DANIŞTAY SANIĞINDAN BOMBA İTİRAFLAR İşte ŞOK İTİRAF ! Danıştay sanığı Osman Yıldırım, mahkemeye 6 sayfalık "itiraf" mektubu verdi. İtiraf mektubundaki Atabeylerin bilinmeyenleri... Müebbet hapis yiyen Yıldırım, "Ergenekon, Cumhuriyet'e bomba atma işini bana, suikast işlerini de Alparslan Arslan'a, Atabeyler'e verdi" dedi. Danıştay sanığı Osman Yıldırım, mahkemeye 6 sayfalık "itiraf" mektubu verdi. Müebbet hapis yiyen Yıldırım, "Ergenekon, Cumhuriyet'e bomba atma işini bana, suikast işlerini de Alparslan Arslan'a, Atabeyler'e verdi" dedi. Danıştay saldırısı davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Yıldırım, "Tarihi Danıştay suikastını aydınlattım ve mensubu olduğum Ergenekon terör örgütünü çökertmiş bulunuyorum" dedi. Osman Yıldırım, Ankara 12.Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Ahmet Zeki Durmuş'a sunduğu "itiraf" niteliğindeki mektupta ilginç iddialarda bulundu. İşte Yıldırım'ın itirafları: "Radikal ol dediler" Mensubu olduğum Ergenekon örgütü, bilgime başvurmadan fikir ve zikrimi sormadan rızamı almadan, kendi daimi avukatına Danıştay olayını yaptırdıktan sonra, rejim karşıtı radikal kökten dinci azmettirici rolü oynamamı istemiş ve böylesi bir karar almış, bu kararını da uygulatmıştır. Bu kararın kişiliğimle ve fikir ve düşüncelerimle bağdaşmadığı için kabul etmedim. Ancak, Cumhuriyet Gazetesi'ne ve temsilcilerine saygı duymuyorum. Ergenekon görevlendirdi Ergenekon, Cumhuriyet Gazetesi'ne eylem yapma işini bana verdi. Danıştay suikastı işini Alparslan Arslan, Ayhan Parlak, Aykut Mete Şükre'ye verdi. Başbakan'a suikast işini de Atabeyler'e verdi. Alparslan Arslan'dan dolayı Muzaffer Tekin deşifre edilince, yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra, aynı satrancın piyonu olan Atabeyler, ihbar edilmek suretiyle AKP Hükümeti'ne sadece gözdağı mesajı verilerek, Atabeyler hedefine ulaşmadan görevinden alı konulmuştur. Neticede Atabeyler beraat ettirilmiştir. Hepimize emir verildi 2006 Temmuz ayının başı, Ergenekon sanığı ve halen içeride olan Emin Gürses, medyada alenen 80 yaşında Şeyh Salih Kunter ismini telafuz ederek, 'Alparslan Arslan'ı azmettiren kişi budur' diyerek Alparslan Arslan'a talimat vermiş ve hemen akabinde Arslan savcılığa çıkıp aldığı talimatı yerine getirerek Şayh Salih Kunter ismini vermiştir. Emin Gürses'in talimatı gereği bu kişi kullanılarak iddianame dini örgüt varmış çerçevesinde hazırlanmış ve Danıştay suikastına fiilen katılmış, Ayhan Parlak ile Aykut Mete Şükre'nin ise hayali din örgütüne yardım etmekten yargılanacaklarını basından öğrenince ve hakkımdaki iddiaları da görünce, büyük bir komplo ile karşı karşıya olduğumu anladığım için soruşturmayı yürüten Savcı Şemsettin Özcan ile cezaevinde görüştüm. 'Yıldırımı susturun' telefonu Alparslan Arslan ile birlikte Danıştay suikastında aktif rol alan Aykut Mete Şükre, cezaevinde annesini telefonla arıyor ve 'Acele Muzaffer Tekin'i ara, Osman Yıldırım konuşacak önlem alsınlar' diyor. Aykut Mete Şükre'nin annesi de Muzaffer Tekin'i arıyor, durumu izah ediyor. Muzaffer Tekin de Emin Gürses'i telefonla arıyor, 'Hocam, şimdi Aykut Mete Şükre'nin annesi beni aradı Osman Yıldırım konuşacakmış' diyor. Emin Gürses de 'Ankara'ya gidelim, Osman Yıldırım konuşmadan Danıştay dosyasını kapatalım' diyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü de bu ikilinin konuşmalarını dinliyor ve bu ikilinin telefon konuşmaları maddi delil olarak Ergenekon iddianamesinde yer almıştır. Akabinde Alparslan Arslan, cezaevinde babası İdris Arslan'la, Emin Gürses'e mesaj gönderiyor, 'Osman Yıldırım konuşacak, susturun. Yani infaz edin' diyor. SUiKASTI AYDINLATTIM ERGENEKON'U ÇÖKERTTİM Ergenekon örgütünü deşifre ettiği için örgüt tarafından cezaevinde olmasına rağmen ölümle tehdit edildiğini belirten OzmanYıldırım, el yazısıyla yazdığı mektubunda şunları söyledi: Ailem tehdit ediliyor "Şehit edilen Sayın Mustafa Yücel Özbilgin ile kamu görevlerini yerine getirdiklerinden dolayı yaralanan saygıdeğer hakimlerimizin kanları yerde kalmasın diyerek ve eğitimlerini idame eden çocuklarıma da vatan haini sıfatını miras bırakmamak için, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiğim bilgilerle tarihi Danıştay suikastını aydınlattım ve mensubu olduğum Ergenekon terör örgütünü çökertmiş bulunuyorum. Ayrıca başka faili meçhul kalmış suikast ve bazı olayları da aydınlatmış bulunuyorum ve bu nedenle Ergenekon terör örgütü ailemi, bu da yetmedi çocuklarımı havaya uçurulmakla tehdit ediyor." ATABEYLER KiMDiR? Aralarında TSK Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli 2 yüzbaşı, 2 astsubay ile 2 Emniyet Müdürü'nün de bulunduğu 10 kişi, Ankara Eryaman'daki bir villaya Terörle Mücadele ekipleri tarafından yapılan baskın sonrasında gözaltına alınmıştı. C-4 tipi patlayıcılar ve Glock marka tabanca ile birlikte Başbakan Erdoğaníın evinin krokisinin de ele geçirildiği baskında yakalanan ve kendilerini "Atabeyler" olarak tanımlayan çete üyeleri hakkında, organize suç örgütü kurmak suçundan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava halen sürüyor. Çete, Ergenekon örgütünün alt gruplarından birisi olarak tanımlanıyor. 18.Eylül.2008 09:45:54
DANIŞTAY SANIĞINDAN BOMBA İTİRAFLAR
1 EKİM'DEN ÖNCE MEMUR OLAN YAŞADI
Memurlar arasındaki 10 fark! 1 Ekim'den önce memur olanlar nasıl etkilenecek? Kaymaklı memurluk için son 12 gün! Reform kanununun 1 Ekim'de yürürlüğe girmesiyle birlikte, sosyal güvenlik alanında memurları radikal değişiklikler bekliyor. Ancak bu değişimden 1 Ekim'den önce memur olanlar (eski memurlar) etkilenmeyecekler. Böylece kamuda sosyal güvenlik bakımından eski memur-yeni memur ayırımı olacak. Eski memurlar her türlü sosyal hak ve yükümlülük açısından eski mevzuata tabi olurken, yeni memurlar (1 Ekim'den sonra ilk defa memur olanlar) tamamıyla reform kanununa tabi olacaklar. Eski memur- yeni memur arasındaki 10 fark! Reformla birlikte aylık bağlama oranı düştüğünden, yeni memurun aylığı 25 yıllık çalışma için %50 olacak. Eski memurda bu %75'ti. Eski memur emekli olunca SSK'ya tabi çalışırsa emekli aylığını da alabilecek. Aynı şekilde çalışacak yeni memurun aylığı kesilecek. Eski memur 10 yıl çalıştıktan sonra dilerse istifa ederek Emekli Sandığı'na isteğe bağlı kesenek ödeyebilecek. Yeni memur istifa ederlerse ancak Bağ- Kur'lu gibi isteğe bağlı prim ödeyecek. Eski memurun dul eşine, evlenmesi durumunda 12 aylık tutarında çeyiz yardımı yapılıyordu. Yeni memurun dul eşine bu yardım yapılmayacak. Eski memurun dul eşi hem eşinden dul aylığı, hem de ana-babasından yetim aylığı alabilecek. Yeni memurun dul eşi bunlardan birisini tercih edecek. Yeni memurun maaşından yapılacak emeklilik kesintisi artıyor. Bu durum yeni memurun net ücretini düşürürken, emekli maaşına olumlu yansıyacak. Taban aylık yeni memurlarda daha düşük olacak. Örneğin eski memura 2008 yılında bağlanan en düşük emekli aylığı 741 YTL'dir. Yeni memurda
taban aylık asgari ücretin %35'i kadar olacak. Bu da bugün için 223,5 YTL'dir. Eski memurun dul eşi ister çalışsın ister çalışmasın, %75 oranında dul aylığı bağlanıyordu. Yeni memurun dul eşi çalışırsa dul aylığı %50'ye düşecek. Eski memura, eşinin ya da çocuğunun ölümü durumunda cenaze yardımı yapılıyor. Yeni memura eş veya çocuk ölümünde cenaze yardımı yapılmayacak. Devlet memuru sıfatıyla 1 Ekim'den önce hava yolları uçuş personeli, lokomotif makinisti, infaz koruma memuru, posta dağıtıcısı ve TRT'de haber
hizmetinde çalışmaya başlayanlar yıpranma payı ile erken emekli olabilecek.
Aynı işlerde 1 Ekim'den sonra çalışmaya başlayan yeni memura
yıpranma payı verilmeyecek.
Görüldüğü üzere eski memurlar sosyal güvenlik açısından kaymaklı memur sıfatını fazlasıyla hak ediyor.
Yeni memurlar ise sosyal güvenlikte işçi, işveren, çiftçi ve esnafla eşitlenmiş oluyor.
Hangisinin doğru olduğu yorumunu okuyucularıma bırakıyorum... 18.Eylül.2008 02:02:42
İNTERNETHABER
Nurgül Yeşilçay'ın Altın Portakal Yarışması'nda ödül alamaması her zaman konu oldu. Yeşilçay önceleri ödül alamamasını sert dille eleştirirken, daha sonra "yerim portakalını" diye esprili beyanatlar vermişti. Şimdi de ödül alamamasının sebebi Sezen Aksu olarak gösterdi.
Müjde Ar, Çiğdem Anad, Pınar Kür ve Aysun Kayacı'nın sunduğu "Haydi Gel Benimle Ol" programının ilk kadın konuğu Nurgül Yeşilçay esprili sözleriyle geceye damgasını vurdu.
SEZEN AKSU YÜZÜNDEN ÖDÜL ALAMIYORUM
Söz ödüllere gelince Yeşilçay "Bir tek Altın Portakal'dan ödül gelmedi" diye başladı anlatmaya ve "Biliyor musunuz? Ben Sezen Aksu yüzünden ödül alamıyorum" diyerek herkesi hayrete düşürdü.
SEZEN AKSU HAKKIMDA MUHTEŞEM ŞEYLER SÖYLÜYOR
Yeşilçay sözlerini şöyle sürdürdü: "Sezen Aksu her sene Altın Portaka'a gidiyor. Konser veriyor. Ben de hep orada oluyorum. Benim hakkımda ileri geri muhteşem şeyler söylüyor."
SEZEN'E İNAT SANA ÖDÜL VERMİYORLAR MI?
Müjde Ar tam bu noktada Yeşilçay'a "Sezen Aksu'ya inat sana ödül vermiyorlar mı diyorsun şimdi?" diye sorunca Yeşilçay konuyu "espri tabii" diyerek bağladı.