Yeni moda zarif sömürgecilik
İtalya’nın Libya’yla imzaladığı ve sömürgeci geçmişten dolayı özür dileyip tazminat ödemesini öngören anlaşma asil bir adım olsa da, Roma anlaşma karşılığında ödül bekleyerek bu kez de ‘zarif sömürgecilik’ ortaya koyuyor. Batı, sömürdüğü bahtsız toplumları yanıltmayı sürdürüyor
30 Ağustos’ta İtalya’yla Libya arasında bir anlaşma imzalandı. Buna göre İtalya, Libya’daki sömürge yönetiminden ve bu dönemde yaptığı kötülüklerden dolayı özür dileyecek ve 5 milyar dolar da tazminat ödeyecek. Bu anlaşma, Batılı dostlarımızın bizden sürekli geride bırakmamızı istediği bir şeyi, yani tarihi kabul etmenin neden çok önemli olduğuna dair güçlü bir örnek. Tarih önemlidir ve kalıcıdır; sonuçları sürekli göz önünde tutulmalı, görmezden gelinmemelidir. Bu örnekte tarihin ne sona ermesine ne de kaldığı yerden devam etmesine tanık oluyoruz. Tanık olduğumuz şey, tarihin kara bir yüzünün, hınç ve anlaşmazlıktan menkul düşman edici bir güç mahiyetinde, zehrinin akıtılması.
‘Made in Avrupa’ devlet utandırıcı Batı’dakilerin birçoğu için tarih (bilhassa da Batı sömürgeciliğinin ve Asya, Ortadoğu ve Afrika’daki emperyalizmin tarihi) bir üniversite anfisinde değinilip geçilecek ve ardından bugünün ihtilafları ve gerilimleri açısından önemsiz damgası vurulup geçmişe havale edilecek şeydir. Fakat eski sömürge dünyasındaki birçok insan içinse tarih, hâlâ sancıyan ve felç eden derin ve açık bir yaradır. Libya, sömürgeciliğin, çürümüş ve beceriksiz seçkinlerce yönetilen sakat devletlerden menkul çarpık ve kalıcı mirasının klasik bir örneği. Bu gibi ülkelerde halkın, devletin bileşimini veya iktidarın kullanımını belirleme şansı hiç olmamıştır.
Tarih bugün Ortadoğu’nun büyük bölümünde gayet belirleyici bir güçtür. Kendisini sözgelimi Batı’nın geçmişteki davranışlarına dair acı hatıralar (İran, Filistin) biçiminde gösterir ve bir yığın yoksul ve parçalanmış ülkenin istikrarlı bir devlete, meşru egemenliğe veya güvenilir idareye asla uyumlu bir geçiş yapamamış olmasını da açıklar. Çok sayıda Arap-Asya-Afrika ülkesini tanımlayan kargaşa ve vasatlığın en büyük nedenlerinden biri, geri çekilen Avrupalı sömürge ebeleri tarafından gayri tabii bir şekilde dünyaya getirilmiş olmalarıdır. Kaçan Avrupalı işgalcilerce imal edildikleri için bölgemizdeki çoğu ülke ne tabiat ve insan kaynakları arasında hassas bir dengenin doğurduğu mantıktan, ne de kendi kaderini çizen ve gerçekten egemen devletlerden kaynaklı telafi edici canlılıktan nasibini almıştır. ‘Made in Avrupa’ arabalar ve ayakkabılar harikadır; ‘made in Avrupa’ devletlerse gayritabii ve utanç vericidir. Arap dünyası büyük oranda, ortak, yapısal ve kronik mahiyette dünyanın yegâne anti demokratik bölgesi olmayı olanca rezilliğiyle sürdürüyor, doğal olmayan bir doğum yaşadı ve mevcut formatını ancak katı güvenlik devletlerinin sindirici gücüyle sürdürebiliyor. Eski Avrupalı sömürge güçlerinin, Arapların genelde şiddet yüklü, bazen tehlikeli olan bu acayip karmaşa düzenini koruyup fayda sağlamaya devam etmesinde şaşılacak hiçbir şey yok. Kaçarken arkalarında bıraktıkları devlet düzeni tam da buydu.
İtalya-Libya anlaşması heyecan verici, zira en azından bir Avrupa ülkesinin (her daim ‘zarif’ olan İtalya’nın), sömürgeciliğin bir ülkeyi ve onun halkını bozup sakatladığını geç de olsa kabul etmesi anlamına geliyor. Bu değerli ve asil bir adım; İtalyanlar ve hükümetleri kutlanmayı hak ediyor. Başbakan Silvio Berlusconi’nin yaptığı gibi, ‘İtalya’nın sömürge döneminde Libya’da sebep olduğu zararı tamamen ve ahlaki bakımdan kabul eden’ böyle bir anlaşmayı yapmak cesaret ve tevazu işi.
Berlusconi şöyle devam ediyordu: “İtalyan halkı adına... yıllar önce yaşanan ve birçok ailemizi etkileyen olaylardan dolayı özür dilemeyi ve acımızı ifade etmeyi vazife biliyorum.” İtalya’nın pişmanlık ifade ettiği şeyler arasında binlerce Libyalı’nın öldürülmesi ve binlercesinin evlerinden atılması da vardı. İtalya tarihsel suçlarının tazmin edilmesine yardımcı olmak için 5 milyar dolar harcayacak ve bu çerçevede 25 yıl boyunca her yıl Libya’ya 200 milyon dolarlık yatırım yapacak. Buna Tunus sınırından Mısır’a kadar bütün Libya’yı kesecek olan bir otoyolun yapılması da dahil. İtalya ayrıca sömürge dönemine ait kara mayınlarını da temizleyecek. Anlaşma çerçevesinde sömürge döneminde çalınan antik Venüs heykelini geri verdi bile.
İtalya’nın bu itiraf ve özürden dolayı kutlanması gerekse de, anlaşmanın rahatsız edici boyutları da daha yakından incelenmeyi hak ediyor. Yaptığı bu jest karşılığında İtalya büyük ödüller elde etmeyi bekliyor; sözgelimi milyarlarca dolarlık ihaleler ve yasadışı göçmen akınına yönelik daha sıkı kontroller söz konusu olacak. Ve İtalya vaktiyle doğrudan sömürgeleştirdiği toprak ve halkla eşitsiz bir tarihsel ilişkiden fayda sağlamayı sürdürüyor.
Kaddafi’ye yardım ediyorlar Aynı derecede rahatsız edici olan, bu tür anlaşmaların, gelecek yıl iktidardaki 40. yılını kutlayacak olan Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi gibi liderlerin koltukta oturmasına yardımcı olması. Kaddafi’nin liderliğine dair gösterilebilecek pek az olumlu nokta var; uzun olduğu kadar dengesiz ve müsrif bir yönetim mirası söz konusu. Modern Arap devletleri arasında yanlış yönetim ve zenginliklerin gaspı konusunda bir yarışma yapılsaydı, Libya Cezayir, Sudan ve Irak gibi ülkelerle kıran kırana çekişir, ama birincilik madalyasını da kimseye kaptırmazdı.
Ne var ki Batı, bu bahtsız toplumları yanıltmayı, ödüllendirmeyi ve olduğu yerde bırakmayı sürdürüyor. Ve Ortadoğu’daki birçoğumuz için, bunun sadece sömürgeciliğin yeni ve maskelenmiş bir biçimi olduğu gayet açıkça görünüyor. Sıradan Araplar için Avrupalı sömürgeci güçlerle tatmin edici olmayan bir ilişkinin verdiği sonu gelmez acı, yeni ve daha zarif tarzlarda sürüyor.
(8 Eylül 2008)